Hiç Jöleli Mayalı Co2 Sistemi Denediniz Mi?


BlackMesaÇevrim Dışı

Kayıt: 10/09/2020
İl: Izmir
Mesaj: 414
BlackMesaÇevrim Dışı
Gönderim Zamanı: 26 Ekim 2020 11:03
Eline, emeğine sağlık ve bu kadar detaylı anlatımın için teşekkür ederim.
Bugün sayende yeni bir şey daha öğrendim.[:iyi:]

Beğenenler: [T]223933,replacka[/T]
Teşekkür Edenler: [T]223933,replacka[/T]

Üye imzalarını sadece giriş yapan üyelerimiz görebilir

FlexaÇevrim Dışı

Özel Üye
Kayıt: 02/06/2018
İl: Yurtdisi
Mesaj: 838
FlexaÇevrim Dışı
Özel Üye
Gönderim Zamanı: 26 Ekim 2020 14:43
Bu sıralar özellikle bu tür ürünler popüler olmaya başladı. Güzel bir çözüm sunduğunu düşünüyorum. Merak edip araştırmanız ve bir sonuca ulaşmanıza sevindim. Emeğinize sağlık.

Lakin ben bu sistemi evde yapmam. Nedeni, bu tür bir ortamda üreyebilecek diğer canlıların patojenik olabilecek olması. Jelatin (veya özellikle agar agar ve türevleri) laboratuvar ortamında mikroorganizmaları çoğaltmak için kullandığımız ortamlar. Her canlı için farklı bir takım kimyasallar karışıma eklenir. Örneğin küf yetiştirecekseniz, en basitinden bazı antibiyotikler agara eklenir ki bakteri değil sadece küf üresin. Hatta bu karışımlar tür seviyesinde hazırlanacaklar için çeşitlilik gösterir. Benim tahminim, hazır olarak satılan üründe, bazı hukuki regülasyonlardan ötürü sadece mayaların üremesini sağlayacak kimyasallar olduğu yönünde. Eğer yoksa o da aynı kapıya çıkar ama bu riski alacaklarını sanmıyorum. Yarın bir gün birisi bundan hasta oldum derse milyon dolarlık davalar açılır. Bunun emsalleri çok görülüyor. Bunların hiçbiri steril ortamda hazırlanmıyor çünkü, evde hazırlıyorsunuz. Steril labda çalışırken bile sık sık kontamine olabiliyor bu sistemler.

Vakti zamanında benzeri şeyleri evde yaparken bir mikrobiyolog hocamızın tesadüfen görmesi sonucu, "bunu evde yapma bugün sıkıntı olmaz ama yarın başına büyük iş çıkarır, gel bizim labda dene" demesi üzerine mevzuyu daha iyi anlayabilmiştim. Jelatin, doğası gereği üzerinde birçok mikroorganizmayı üretebilecek besin içeriğine sahip. Yarın bir gün sorunlu bir patojen girer, çoğalır. Ya akvaryuma farklı bir gaz salar ya da kapağı açtığınızda size bulaşır.

Keza bunların atık olarak salınması da ayrı bir nokta. Laboratuvarda bunları otoklav cihazlarında 121°C'de 1.5 atm basınçta sterilize ettikten sonra atık çöpüne gönderiyoruz. Sonuçta çöpe atınca o bakteriler kaybolmuyor, daha da çoğalıyor ve çevreye yayılmaya başlıyor. Hayvanlara, oradan buraya taşınıyor.

Belki bunlar uçuk gelebilir, lakin dediğim gibi, ben olsam yapmazdım. Laboratuvarlarda gördüklerim beni bu tür şeylerden uzak tutuyor. Sitrik asit ve karbonattan buna geçmem için çok daha büyük bir avantaj sunması gerek. Aldığım riske değecek bir şey kesinlikle değil benim için. Yapılabilir mi, yapılır. Ama risklerin farkında olup dikkatli olunmasını öneririm.

Konuda biyogüvenliğe değinilmediği için anlatmak istedim. Yapacakların bunu bilip dikkatli olması önem arz ediyor.


Beğenenler: [T]208559,AliKURT[/T][T]217333,Cüneyt sönmez[/T][T]9226,harunsuv[/T][T]12202,hashüs[/T]
Teşekkür Edenler: [T]208559,AliKURT[/T][T]16522,darkfreez[/T][T]12202,hashüs[/T]
+1: [T]112295,Splendor[/T][T]208559,AliKURT[/T]

Üye imzalarını sadece giriş yapan üyelerimiz görebilir

AliKURTÇevrim Dışı

Ziyaretçi Engelli
Kayıt: 15/08/2018
İl: Kirsehir
Mesaj: 2188
AliKURTÇevrim Dışı
Ziyaretçi
Gönderim Zamanı: 26 Ekim 2020 15:04
Ögetay hocam yine inceden girdin konuya [:lol:]

Biyogüvenlik konusunda kesinlikle haklısın, katılıyorum. Zamanında agar da mikro organizmaları amatör olarak incelemiş biri olarak bu tehlikenin aklıma gelmemesi kendimi tuhaf hissettirdi. Sterilize ortamda dahi agar içine mikro organizma girebilirken böylesine bir riskin farkında olamadım, denemeyi düşünüyordum aklımdaydı ama artık vazgeçtim. [:iyi:]

Beğenenler: [T]206719,Flexa[/T]

Üye imzalarını sadece giriş yapan üyelerimiz görebilir

FlexaÇevrim Dışı

Özel Üye
Kayıt: 02/06/2018
İl: Yurtdisi
Mesaj: 838
FlexaÇevrim Dışı
Özel Üye
Gönderim Zamanı: 26 Ekim 2020 16:03
[QUOTE=AliKURT]Ögetay hocam yine inceden girdin konuya [:lol:]

Biyogüvenlik konusunda kesinlikle haklısın, katılıyorum. Zamanında agar da mikro organizmaları amatör olarak incelemiş biri olarak bu tehlikenin aklıma gelmemesi kendimi tuhaf hissettirdi. Sterilize ortamda dahi agar içine mikro organizma girebilirken böylesine bir riskin farkında olamadım, denemeyi düşünüyordum aklımdaydı ama artık vazgeçtim. [:iyi:][/QUOTE]

Amacım kesinlikle konuyu baltalamak değil. Ben olsam ben de aynısını dener ve yapardım. Vakti zamanında böyle çok şey denedim. Her zaman da böyle şeylerin denenmesi ve geliştirilmesini destekliyorum. Bence böyle bir konu gerekliydi ve yapılması da çok iyi olmuş.

Ama dediğim gibi yapılacaksa, yapacak kişinin bilmesinde fayda var. Atıyorum bağışıklık sistemiyle ilgili hastalığı olan birisi varsa, kesinlikle yapmamalı. Alınacak riskleri önceden bilmekte fayda var.

Yazıyı yazarken de hatırlamaya çalıştım, hala hatırlayamadım. Staj yaptığım zaman mayalarla çalışan bir arkadaş vardı ve çoğaltmak için hazırladığı agara standart bir kimyasal ekliyordu. Fakat o tabii sıvı formdaydı, 5 litrelik şişeden alıyorduk. Detaylarını hatırlamıyorum ama tahmin ettiğim doğruysa bu veya buna benzer bir şey o hazır sistemin içerisinde bulunuyor olmalı.

Oradaki bizim için en büyük tehlikeli mantarlar, küfler daha uygun tabirile. Çünkü bunların sporlarından kurtulmak aşırı derecede zor. Eve bir yayılırsa gözle görmeseniz de çoğalırlar ve bazı insanlar bu tür şeylere çok duyarlı. Alerjik reaksiyonlar veriyorlar. Bu nedenle ABD gibi ülkelerde bazı ortamları dolaşıp bunun ölçümünü yapan, hatta bunları koklamak üzere eğitilen köpekler bile var. Hatta bazı aylarda (baharda falan) küflerin çoğaldığı ve bazı alerjik durumların bunlarla arttığı biliniyor. Hatta yine staj yaptığım dönemde hatırlıyorum böyle bir araştırma duvarda poster olarak duruyordu. Yani illa bakteri boyutunda değerlendirmemek gerek. Konunun çok detayları var. Her şeyden önce güvenlik gelmeli.

[EDIT]Flexa,2020-10-26 16:07:27[/EDIT]

Beğenenler: [T]208559,AliKURT[/T][T]12202,hashüs[/T]
Teşekkür Edenler: [T]12202,hashüs[/T]

Üye imzalarını sadece giriş yapan üyelerimiz görebilir

replackaÇevrim Dışı

Kayıt: 23/05/2020
İl: Denizli
Mesaj: 306
replackaÇevrim Dışı
Gönderim Zamanı: 26 Ekim 2020 17:06
[QUOTE=Flexa]Bu sıralar özellikle bu tür ürünler popüler olmaya başladı. Güzel bir çözüm sunduğunu düşünüyorum. Merak edip araştırmanız ve bir sonuca ulaşmanıza sevindim. Emeğinize sağlık.

Lakin ben bu sistemi evde yapmam. Nedeni, bu tür bir ortamda üreyebilecek diğer canlıların patojenik olabilecek olması. Jelatin (veya özellikle agar agar ve türevleri) laboratuvar ortamında mikroorganizmaları çoğaltmak için kullandığımız ortamlar. Her canlı için farklı bir takım kimyasallar karışıma eklenir. Örneğin küf yetiştirecekseniz, en basitinden bazı antibiyotikler agara eklenir ki bakteri değil sadece küf üresin. Hatta bu karışımlar tür seviyesinde hazırlanacaklar için çeşitlilik gösterir. Benim tahminim, hazır olarak satılan üründe, bazı hukuki regülasyonlardan ötürü sadece mayaların üremesini sağlayacak kimyasallar olduğu yönünde. Eğer yoksa o da aynı kapıya çıkar ama bu riski alacaklarını sanmıyorum. Yarın bir gün birisi bundan hasta oldum derse milyon dolarlık davalar açılır. Bunun emsalleri çok görülüyor. Bunların hiçbiri steril ortamda hazırlanmıyor çünkü, evde hazırlıyorsunuz. Steril labda çalışırken bile sık sık kontamine olabiliyor bu sistemler.

Vakti zamanında benzeri şeyleri evde yaparken bir mikrobiyolog hocamızın tesadüfen görmesi sonucu, "bunu evde yapma bugün sıkıntı olmaz ama yarın başına büyük iş çıkarır, gel bizim labda dene" demesi üzerine mevzuyu daha iyi anlayabilmiştim. Jelatin, doğası gereği üzerinde birçok mikroorganizmayı üretebilecek besin içeriğine sahip. Yarın bir gün sorunlu bir patojen girer, çoğalır. Ya akvaryuma farklı bir gaz salar ya da kapağı açtığınızda size bulaşır.

Keza bunların atık olarak salınması da ayrı bir nokta. Laboratuvarda bunları otoklav cihazlarında 121°C'de 1.5 atm basınçta sterilize ettikten sonra atık çöpüne gönderiyoruz. Sonuçta çöpe atınca o bakteriler kaybolmuyor, daha da çoğalıyor ve çevreye yayılmaya başlıyor. Hayvanlara, oradan buraya taşınıyor.

Belki bunlar uçuk gelebilir, lakin dediğim gibi, ben olsam yapmazdım. Laboratuvarlarda gördüklerim beni bu tür şeylerden uzak tutuyor. Sitrik asit ve karbonattan buna geçmem için çok daha büyük bir avantaj sunması gerek. Aldığım riske değecek bir şey kesinlikle değil benim için. Yapılabilir mi, yapılır. Ama risklerin farkında olup dikkatli olunmasını öneririm.

Konuda biyogüvenliğe değinilmediği için anlatmak istedim. Yapacakların bunu bilip dikkatli olması önem arz ediyor.

[/QUOTE]

Şimdi yazınızı parçalar halinde inceleyip yazdıklarınıza çeşitli argümanlar sunacağım ama bu durum sürekli olmayacak çünkü polemik haline dönüşmesini istemiyorum. Hele ki sitrik asit mi yoksa mayalı sistem mi şeklinde bir yarıştırma sürecine ise dahil olmak gibi bir niyetim hiç yok. Deneyenler bu karşılaştırmayı kendisi yapar.

Dediğiniz gibi patojen kültür ortamı olabilmesi için belirli standartların sağlanması gerekir. Çünkü her mikroorganizma her ortamda üreyemiyor. Mesela kültür ortamında en zor üreyen ve günümüzde antibiyotik direnci baya bir yüksek olan tüberküloz hastalığının etkeni Mycobacterium tuberculosis 'in özel besiyerinin adına Löwenstein – Jensen besiyeri denilir. Bu besiyerinde mikobakteri üremesini desteklemek için normal agar agar besiyerine (jelatin veya jöle değil dikkatinizi çekerim) yumurta ve gliserollü karışımlar, çeşitli aminoasitler ve mineral tuzları eklenir. Yine bu özel besiyerinde sadece mikobakteri üremesi için diğer bakterilerin ürememesi için çeşitli inhibitörler de kullanılabilir. Bu agar agar ortamının mikobakteri üremesini desteklemek için osmolaritesi de kontrol altında tutulur.

Jöleli sistem ise en başta oluşturulurken, eklenen şeker nedeniyle hiperosmalar bir ortamdır. Tıpkı reçel gibi, bu kadar hiperosmolar ortamda mikroorganizmaların kolayca çoğalabilmesi mümkün değildir. Öyle olsaydı reçel diye gıda türü olmazdı. Bu hiperosmolar ortamın benzeri yine tuz ile salça yapımında görülmektedir ve bu sayede tuzlanan salçalar uzun süre bakteri üremesi olmadan korunmuş olur. Bir de asidik ortam vardır ki bunun en tanıdık en bilindik olanı turşu yapımıdır. Turşu yapımında kullanılan sirke de mayalı sistemde kullanılan bakterilere benzer bakterilerin ürünüdür. Sadece son ürün alkol değil asetik asit yani sirkedir. Son olarak insan vücudunda üretilebilen benzer kimyasal yolaklara sahip laktik asit süreci vardır ama bunun da en bilindik olanı insan vücudunun ürettiği değil yoğurt üretimidir. Yani lactobasillus bakterileri sütteki şekerleri tüketerek laktik asit oluşturur ve yoğurdun yapısına dahil olan bu asitler sayesinde diğer mikroorganizmaların üremesi inhibe edilir. Bu sayede Türklerin bulduğu iddia edilen bu yöntem ile eldeki fazla süt bozulmadan yoğurt şeklinde korunmuş olur ki sonra ihtiyaç halinde tüketilebilsin.

Yani size hiperosmalar ortamın ve asidik ortamın mikroorganizma üremesini nasıl inhibe ettiğine dair 4 farklı örnek verdim (reçel, salça, turşu ve yoğurt). Bu mayalı sistemde kullanılan mayalar ise alkol üretiyor ve ürettikleri alkol nedeniyle kendileri de dahil mikroorganizmaların çoğalmasını inhibe ediyor. Bu durumda yoğun şekerli ortam oluşturarak en başta hiperosmolariteyle inhibisyonu garanti altına almış olduk. Sonra da mayaların kendi atıkları olan alkol ile ikinci inhibisyonu görmüş olduk. Geriye kontaminasyon-inokülasyon kaldı. Bunun için de diğer mikroorganizmalar ile rekabet ortamı oluşmasına bile fırsat vermeden ilk inokülasyonu yüksek dozda maya ekleyerek biz yapmış olduk. Çünkü ben bu sistemi soğukta ve kapalı şekilde bir gün bekletmelerini önerdim. Yaz sıcağında ağzı açık şekilde balkonda sinekler içinde bekletin demedim. Yani inokülasyonu-kontaminasyonu yüksek yoğunlukta aktif maya ekleyerek biz yapmış oluyoruz. Bir laboratuvar sterilizasyonu kimseden beklemiyorum ama başka mikroorganizmaların üremesine fırsat verecek şekilde kontaminasyona da imkan tanımıyoruz. Çünkü bu inokülasyonu saccharomyces cerevisiae mayaları ile yoğun bir popülasyonda biz yapmış oluyoruz zaten. Başlangıçtan itibaren bu kadar yoğun popülasyonda eklenen mayalar da üremeye başladıktan sonra alkol ve CO2 üreterek, sisteme düşmüş-kontamine olmuş(?) diğer mikroorganizmalara rekabet şansı bile tanımıyor. Çünkü alkol zaten sitotoksik etkiye sahipken(ellerimizi alkol ile dezenfekte ederiz) açığa çıkan CO2 de suda çözünürek asidik ortam oluşturmuş oluyor. Yani asidite ve alkol ile ortamı kendi üremelerine olanak sağlayacak şekilde yeterince değiştirmiş oluyor mayalar. Hatta sistemde CO2 çıkışı olmaz ise eğer, bir süre sonra mayalar bile üremeyi durduracaktır. Yine aynı şekilde oluşan etil alkol nedeniyle mayaların inhibisyonu bile söz konusu. Zaten bir süre sonra ortamda şeker olduğu halde maya üremesi durmaktadır. Bunun sebebi de ortamdaki alkoldür. Hatta o yüzden aquario neo diy CO2 kitinde uyarı mevcuttur. Eğer jelatinize-jöle karışım bitmediği halde CO2 üretimi durduysa, mayalar kendi atıkları olan etil alkol nedeniyle kendilerini inhibe etmiştir, bu yüzden de üstteki sıvı kısmı döküp yeniden aktif maya ekleyin denilmektedir. Üstteki sıvı kısım ise yoğun alkoldür. Yani demek istediğim sizin dediğiniz katı biyogüvenlik şartları maya aktivasyonu gerçekleştirilip sistem işler hale geldikten sonra gereksizdir. Jöleli sistemin başlangıç kısmında bir miktar haklılık payınız mevcut ancak o kadar katı bir biyogüvenlik ortamına neden ihtiyaç olmadığını yukarıda dilim döndüğünce açıklamaya çalıştım.

Saccharomyces cerevisiae yani maya üremesi olduğu sürece diğer gazlar(?), otoklav, çöpe atma, çevreye zarar gibi hassasiyetlerin pek bir önemi kalmıyor. Çünkü bu mayalar biyoatık sınıfında değerlendirilmiyor. Keza mayanın ürettiği atıklarından birisi olan CO2'yi biz kullanıyoruz, geriye kalan etil alkol ise doğada sürekli üretilip tüketilen, hatta insan vücudunda bile sürekli üretilip tüketilen bir ara üründür. O yüzden maya atıklarını da biyoatık olarak sınıflandırmanın hiçbir anlamı yoktur.

Laboratuvarda gördüklerinizin sizi etkilemesi kısmına ben de katılıyorum, çünkü ben de yeterince gördüğümü düşünüyorum. Ayrıca biyogüvenlik kısmının bu konuda yeterince bahsedilmemesini kendi adıma çok değerli bir eleştiri olarak kabul ediyorum. Yukarıda da belirttiğim gibi hiperosmolar ortam, asidite, alkollü ortam ve yüksek yoğunlukta aktif maya ilavesi(toplam dört aşamada inhibisyon) ile, kontaminasyon mevcutsa bile rekabeti mayalar lehine çevirecektir. Tabi özel bir çaba ile sanki aktif maya ekler gibi patojen mikroorganizma eklemediğiniz sürece. O yüzden içemeyeceğiniz kadar pis sularla veya yaşanılmayacak pis ortamlarda bunu kimsenin yapmasını tavsiye etmem. Unutmayın kontaminasyon mevcutsa rekabeti her zaman mayalar kazanmalıdır. Yoksa jöleli mayalı sistem değil, jöleli patojenli sistem üretmiş oluruz. Yine konunun başında da belirttiğim gibi tükenmiş sistemdeki sıvıyı kimsenin içmesini de tavsiye etmiyorum[:iyi:]

[QUOTE=Flexa]

Amacım kesinlikle konuyu baltalamak değil. Ben olsam ben de aynısını dener ve yapardım. Vakti zamanında böyle çok şey denedim. Her zaman da böyle şeylerin denenmesi ve geliştirilmesini destekliyorum. Bence böyle bir konu gerekliydi ve yapılması da çok iyi olmuş.

Ama dediğim gibi yapılacaksa, yapacak kişinin bilmesinde fayda var. Atıyorum bağışıklık sistemiyle ilgili hastalığı olan birisi varsa, kesinlikle yapmamalı. Alınacak riskleri önceden bilmekte fayda var.

Yazıyı yazarken de hatırlamaya çalıştım, hala hatırlayamadım. Staj yaptığım zaman mayalarla çalışan bir arkadaş vardı ve çoğaltmak için hazırladığı agara standart bir kimyasal ekliyordu. Fakat o tabii sıvı formdaydı, 5 litrelik şişeden alıyorduk. Detaylarını hatırlamıyorum ama tahmin ettiğim doğruysa bu veya buna benzer bir şey o hazır sistemin içerisinde bulunuyor olmalı.

Oradaki bizim için en büyük tehlikeli mantarlar, küfler daha uygun tabirile. Çünkü bunların sporlarından kurtulmak aşırı derecede zor. Eve bir yayılırsa gözle görmeseniz de çoğalırlar ve bazı insanlar bu tür şeylere çok duyarlı. Alerjik reaksiyonlar veriyorlar. Bu nedenle ABD gibi ülkelerde bazı ortamları dolaşıp bunun ölçümünü yapan, hatta bunları koklamak üzere eğitilen köpekler bile var. Hatta bazı aylarda (baharda falan) küflerin çoğaldığı ve bazı alerjik durumların bunlarla arttığı biliniyor. Hatta yine staj yaptığım dönemde hatırlıyorum böyle bir araştırma duvarda poster olarak duruyordu. Yani illa bakteri boyutunda değerlendirmemek gerek. Konunun çok detayları var. Her şeyden önce güvenlik gelmeli.

[/QUOTE]

Mesela yorumlarınızda belirttiğiniz ve güvenli olarak değerlendirdiğiniz sitrik asit-karbonat sistemindeki sitrik asidin aslında besin değeri olduğunu ve mikroorganizmalar tarafından kullanılabileceğini, dolayısıyla besiyeri niteliği olduğunu biliyor muydunuz[:?] Hatta oksijenli solunum yapan neredeyse her canlı sitrik asidi kendisi üretip yine tüketerek ATP yani enerji üretir. Bunun bilinen adı TCA siklusudur(Diğer adı krebs döngüsü, sitrik asit döngüsüdür). Bu durumda bu sistemin de kontaminasyona ve patojen üretimine açık bir sistem olması olasılığını hiç düşündünüz mü? Sitrik asit sisteminin biyogüvenlik durumu konusunda herhangi bir uyarınız mevcut mu? Bu sistemi hiçbir biyogüvenlik açıklaması yapmadan övgüyle tercih ettiğinizi belirterek, risk aldığınızı düşünmüyor musunuz?

Kısacası hassasiyetlerinizi elbette anlıyorum ama bu kadar hassas davranırken bu hassasiyetinizle uyumsuz şeyleri tercih etmenizi de anlamakta güçlük çekiyorum. Konuyu baltalamak istemediğinizi belirttiğiniz için aslında niyetinizin kötü olmadığını düşünüyorum. O yüzden yukarıda saydığım sitrik asit sorularına biyogüvenlik açısından sizin adınıza kendim yanıt vermek istiyorum. Çünkü benim de amacım sitrik asit mi yoksa mayalı sistem mi yarıştırması değildir.

Amaç bilim ve öğrenmek ise sitrik asit-karbonat sisteminin neden besiyeri olarak işlev göremediğinden bahsetmek isterim(Tıpkı yukarıda paragraf paragraf jöleli mayalı sistemden bahsettiğim gibi). Sitrik asit-karbonat sistemi besiyeri olmak için uygun değildir, çünkü bu sistemin de içerisinde iki uç noktada ph değeri olan ortam mevcuttur. Yoğun asidik ve bazik ortamlar canlılık için ideal değildir. Bu yüzden düşük ph ortamı, yani sitrik asit ortamı bir nevi inhibitör görevi görmektedir. Ayrıca asit ve baz karışımının egzotermik reaksiyon olması nedeniyle açığa çıkan ısı da bir nevi mikroorganizma üremesini baskılamaktadır. Yani kısacası asidik ortam ve ısı ile iki aşamalı inhibisyon mevcut. Asidik ortamın mayalı sistemde de oluştuğunu hatırlatmak isterim. Tabi bir de mayalı sistemde etil alkol(tıpta dezenfektan olarak kullanılır) üretiminin olduğunu da unutmamak gerekir.

Bir de insanlarda şöyle bir algı oluşmuş olabilir söylediklerinizden dolayı. Jöleli olunca bu sistemin patojenlere daha çok yatkın olması gibi. Aslında jöleli ortam oluşturularak ortamdaki serbest su molekülü miktarı azaltılmış oluyor. En basit canlılık gerçeği olan su ihtiyacı böyle bir ortamda kolayca karşılanamamış oluyor. Yani normal mayalı sistemde suya erişim daha çok mümkün iken jöleli sistemde kompleks moleküller ile su hapsedilmiş oluyor. Bu yüzden de mayalar yavaş ürerken, CO2 de yavaş açığa çıkıyor. Neyse biyogüvenlik gerçekten önemli bir konu, umarım bu konuya sitrik asit de dahil hangi sistemi kullanıyor ise kullansın, herkes gereken hassasiyeti gösterir.

Biyogüvenlik hassasiyetine istinaden denemek isteyen insanlara önerim ise: başlangıç aşamasında maya hariç tüm karışımı kaynar suya ekleyin ve soğutma işlemini mümkün olduğunca temiz şartlarda yapın (buzdolabı ve ağzı kapalı bir şekilde). Bu sayede olası istenmeyen bakteri bulaşı minimize edilmiş olur ve soğuk ortam patojen mikroorganizma üremelerini de engeller. Bu durum %100 kontaminasyonu engeller demiyorum. Ama olası kontaminasyon varsa da, dediğim gibi yüksek miktarda maya eklenerek(konunun başında 2-3 çay kaşığı aktif maya ekleyin dediğim miktardan bahsediyorum) kontamine olan bakterilerin rekabeti her şekilde azaltılacaktır.

Neyse paragraf paragraf açıklamaya, uyarıya, hassasiyete rağmen jöleli mayalı sistem konusundan yola çıkılarak yapılan sistemde, maya yerine başka bir şeyin ürediğini düşünen hobiciler olursa, hemen sistemi sonlandırıp, bir hastanenin kırmızı renkli biyoatık kutusuna çöpü atabilir. Tabi böyle bir durumla karşılaşan hobici arkadaşın tam olarak neler yaptığını ayrıntısıyla paylaşmak da boynunun borcu olmalı. Çünkü hangi aşamada nasıl bir biyogüvenlik yanlışı olduysa herkes bilsin ki, sonraki deneyecek arkadaşlara ve konuya bir katkısı olsun[:)] Bu tarz konularda üslubuma özellikle dikkat ederim ki, jest ve mimiklerin olmadığı böyle yazılı ortamlarda yanlış anlaşılmalara yol açmayayım isterim. O yüzden umarım kendimi anlatabilmişimdir ve bunu da gerekli hassasiyet-üslup ile yapabilmişimdir. Deneyen denemeyen herkese keyifli hobiler...[EDIT]replacka,2020-10-27 07:44:12[/EDIT]

Beğenenler: [T]198466,OKIRATLI[/T][T]208559,AliKURT[/T][T]210944,Dreamcometrue[/T][T]186289,mt_baba03[/T][T]229924,Amati340[/T][T]9226,harunsuv[/T][T]12202,hashüs[/T]
Teşekkür Edenler: [T]16522,darkfreez[/T][T]198466,OKIRATLI[/T][T]12202,hashüs[/T]
+1: [T]16522,darkfreez[/T]

Üye imzalarını sadece giriş yapan üyelerimiz görebilir

darkfreezÇevrim Dışı

Özel Üye
Kayıt: 26/10/2006
İl: Bursa
Mesaj: 450
darkfreezÇevrim Dışı
Özel Üye
Gönderim Zamanı: 26 Ekim 2020 21:52
Ögetay Beyin mesajını okuduğumda işlerim biraz yoğundu, akşam cevap yazarım diye düşünüyordum. Tam cevap yazmak için bilgisayar başına oturdum ki Alper Bey düşündüklerimi çok güzel ve bilimsel olarak yazmış. Özellikle yıllardır üyesi olduğum bir platformda böylesi güzel bir seviyede ve bilimsel bir tartışmanın olduğunu görmek beni çok mutlu etti, her ikinizi de tebrik ediyorum. Meslekleriniz nedir bilmiyorum ama bilgi yapınız oldukça güzel. Ögetay Bey laboratuvardaki çalışmalarınızda siz de karşılaşmışsınızdır ki ciddi patojenler aslında çok da nazlıdırlar, öylesine rekabete karşı zayıftır ki üresin ve diğer türlerle rekabete girmesin de agarda veya mikroskop altında tür tayini yapabilelim diye savaş veririz, yani öyle bir bakterinin bu sistemde kolayca üreme şansı sıfıra yakın; zaten dediğiniz kadar kolay olsa jölenin gıda maddesi olarak kullanımı ve satışı Tarım ve Orman Bakanlığınca çoktan yasaklanırdı (düşünsenize aldığınız pastanın üstünde öldürücü patojenler hızla kolonize oluyor). Gelelim küf mantarlarına onlarda Alper beyin belirtiiği gibi bu ortamda rekabette oldukça zayıf kalır birde ortamın barındırdığı o2 miktarı onların belirtilen boyutlarda bir üremesine müsaade etmez zira küf mantarlarının neredeyse tamamı aerobtur. Aynı bilgileri tekrarlamamak adına mesajımı kısa tutmak istiyorum ve son olarak gerek fiziksel gerek biyogüvenlik olarak hem normal mayalı sistemden hemde sitrik asit karbonat isteminden bana daha güvenli görünüyor.

Beğenenler: [T]12202,hashüs[/T]
Teşekkür Edenler: [T]223933,replacka[/T]
+1: [T]223933,replacka[/T]

Üye imzalarını sadece giriş yapan üyelerimiz görebilir

AliKURTÇevrim Dışı

Ziyaretçi Engelli
Kayıt: 15/08/2018
İl: Kirsehir
Mesaj: 2188
AliKURTÇevrim Dışı
Ziyaretçi
Gönderim Zamanı: 27 Ekim 2020 08:17
Kampilobakter, Enterokoklar, Koli Basili, Salmonella, Şigella, Stafilokok, Streptokok ve Yersinya Bakterileri şebeke sularında dahi bulunabilip hastalığa sebebiyet verebiliyor. Anladığım kadarı ile bu bakteriler mayalı sistemin içine karışması durumunda üreyip çoğalamıyor, doğru mu anladım?

Üye imzalarını sadece giriş yapan üyelerimiz görebilir

replackaÇevrim Dışı

Kayıt: 23/05/2020
İl: Denizli
Mesaj: 306
replackaÇevrim Dışı
Gönderim Zamanı: 27 Ekim 2020 08:30
[QUOTE=AliKURT]Kampilobakter, Enterokoklar, Koli Basili, Salmonella, Şigella, Stafilokok, Streptokok ve Yersinya Bakterileri şebeke sularında dahi bulunabilip hastalığa sebebiyet verebiliyor. Anladığım kadarı ile bu bakteriler mayalı sistemin içine karışması durumunda üreyip çoğalamıyor, doğru mu anladım? [/QUOTE]

Saydığınız bakterilerin çoğunun şebeke suyunda tek başına bulunması bile, o suyun kirlendiğinin hatta lağım suyu ile karıştığının göstergesidir. Böyle bir su ise insan tüketimine uygun olmaktan çıkmıştır. Benim üstteki yorumumda ise içemeyeceğiniz kadar pis sularla yapmayın yazmaktadır. Bence şebeke suyunuzda bunlar varsa bırakın mayalı sistemi veya sitrik asit sistemini, elinizi yüzünüzü bile yıkamayın. Hazır su veya arıtma suya geçin. Çünkü onca klorlamadan sonra şebeke suyunda bu kadar ağır kontaminasyon olması demek, bulunduğunuz şehirdeki lağım suyunun içme suyuna karışmış olması demektir.

Üye imzalarını sadece giriş yapan üyelerimiz görebilir

AliKURTÇevrim Dışı

Ziyaretçi Engelli
Kayıt: 15/08/2018
İl: Kirsehir
Mesaj: 2188
AliKURTÇevrim Dışı
Ziyaretçi
Gönderim Zamanı: 27 Ekim 2020 09:10
[QUOTE=replacka]

Saydığınız bakterilerin çoğunun şebeke suyunda tek başına bulunması bile, o suyun kirlendiğinin hatta lağım suyu ile karıştığının göstergesidir. Böyle bir su ise insan tüketimine uygun olmaktan çıkmıştır. Benim üstteki yorumumda ise içemeyeceğiniz kadar pis sularla yapmayın yazmaktadır. Bence şebeke suyunuzda bunlar varsa bırakın mayalı sistemi veya sitrik asit sistemini, elinizi yüzünüzü bile yıkamayın. Hazır su veya arıtma suya geçin. Çünkü onca klorlamadan sonra şebeke suyunda bu kadar ağır kontaminasyon olması demek, bulunduğunuz şehirdeki lağım suyunun içme suyuna karışmış olması demektir.[/QUOTE]

Bunları ben de biliyorum, kerem bey organizmaların kolay çoğalamadığını hatta tespit yapmak için agar da çoğaltmaya çalıştıklarını belirtmiş ona binaen veteriner hekim bilgisi doğrultusunda sormak istedim. Bu bakterilerin şebekemizde sıklıkla olmasa da arada bir rastlandığını biliyoruz ve şahit oluyoruz hatta hastalanıp belirtilerle acil servislere koşuyoruz. Evimizde bir de küçük çocuğumuz varsa bu tür bakterilerin en masumu dahi hastalığa sebebiyet verebileceğini düşünüyorum. Ne kadar korusakta düşüp dizini yaralayan bir çocuğun göremediğimiz bir kaç mikro organizmadan korunması daha zor olacaktır diye düşünüyorum.

İyi anlatıyosunuz güzel anlatıyosunuz taktir ediyorum fakat günümüzde bir deyim vardır "bilale anlatır gibi anlatmak" bunu yapmayın lütfen. Bu arada yaptığınız çalışmayı en başında dediğim gibi taktir ediyorum, helal olsun diyorum. Elinize emeğinize sağlık fakat böyle şeyler insanın aklına kurt düşürüyor işte. [:)]

Üye imzalarını sadece giriş yapan üyelerimiz görebilir

replackaÇevrim Dışı

Kayıt: 23/05/2020
İl: Denizli
Mesaj: 306
replackaÇevrim Dışı
Gönderim Zamanı: 27 Ekim 2020 09:31
Üslubuma hep dikkat ederim böyle ortamlarda, yine ne kadar çabalasam da konu polemik şekline dönmektedir. O yüzden "bilale anlatır gibi" deyiminize katılmadığımı belirtiyorum. Çünkü üstteki entry'de paragraf paragraf, gerek terimler içeren, gerek herkesin anlayacağı şekilde açıklamalar yaptım. Ama yine de biraz daha profesyonel anlatım tarzına geçebilirim istediğiniz gibi[:)][EDIT]replacka,2021-07-13 12:59:25[/EDIT]

Üye imzalarını sadece giriş yapan üyelerimiz görebilir

AliKURTÇevrim Dışı

Ziyaretçi Engelli
Kayıt: 15/08/2018
İl: Kirsehir
Mesaj: 2188
AliKURTÇevrim Dışı
Ziyaretçi
Gönderim Zamanı: 27 Ekim 2020 10:07
[QUOTE=replacka]Üslubuma hep dikkat ederim böyle ortamlarda, yine de ne kadar çabalasam da konu polemik şekline dönmektedir. O yüzden "bilale anlatır gibi" deyiminize katılmadığı belirtiyorum. Çünkü üstteki entry'de paragraf paragraf, gerek terimler içeren, gerek herkesin anlayacağı şekilde açıklamalar yaptım. Ama yine de biraz daha profesyonel anlatım tarzına geçebilirim istediğiniz gibi[:)][/QUOTE]

Amacım polemik ya da sizi yermek değil hocam yanlış anlamayın tüm anlattıklarınız için ve emeğiniz için teşekkür ederim. Size saygı duyuyorum. [:iyi:]

Teşekkür Edenler: [T]223933,replacka[/T]

Üye imzalarını sadece giriş yapan üyelerimiz görebilir

darkfreezÇevrim Dışı

Özel Üye
Kayıt: 26/10/2006
İl: Bursa
Mesaj: 450
darkfreezÇevrim Dışı
Özel Üye
Gönderim Zamanı: 27 Ekim 2020 13:37
[QUOTE=AliKURT]Kampilobakter, Enterokoklar, Koli Basili, Salmonella, Şigella, Stafilokok, Streptokok ve Yersinya Bakterileri şebeke sularında dahi bulunabilip hastalığa sebebiyet verebiliyor. Anladığım kadarı ile bu bakteriler mayalı sistemin içine karışması durumunda üreyip çoğalamıyor, doğru mu anladım? [/QUOTE][QUOTE=AliKURT]

Bunları ben de biliyorum, kerem bey organizmaların kolay çoğalamadığını hatta tespit yapmak için agar da çoğaltmaya çalıştıklarını belirtmiş ona binaen veteriner hekim bilgisi doğrultusunda sormak istedim. Bu bakterilerin şebekemizde sıklıkla olmasa da arada bir rastlandığını biliyoruz ve şahit oluyoruz hatta hastalanıp belirtilerle acil servislere koşuyoruz. Evimizde bir de küçük çocuğumuz varsa bu tür bakterilerin en masumu dahi hastalığa sebebiyet verebileceğini düşünüyorum. Ne kadar korusakta düşüp dizini yaralayan bir çocuğun göremediğimiz bir kaç mikro organizmadan korunması daha zor olacaktır diye düşünüyorum.

İyi anlatıyosunuz güzel anlatıyosunuz taktir ediyorum fakat günümüzde bir deyim vardır "bilale anlatır gibi anlatmak" bunu yapmayın lütfen. Bu arada yaptığınız çalışmayı en başında dediğim gibi taktir ediyorum, helal olsun diyorum. Elinize emeğinize sağlık fakat böyle şeyler insanın aklına kurt düşürüyor işte. [:)][/QUOTE]

Ali bey öncelikle burası bir forum her yaş ve eğitim seviyesinden hobiciler var burada, bir konu anlatılırken bilimsel ama bir o kadarda her üyenin anlayabileceği bir dille anlatılması bence büyük bir gereklilik. Simdi ben burada tıbbi terimlerden gecilmeyen Latince ağırlıklı bir mesaj yazsam burası için bence son derece kıymetsiz ve konuya katkısı olmayan bir mesaj olur o nedenle anlaşılır ve basit anlatım forumlarda altın kiymetindedir diye düşünüyorum. Gelelim sorunuza bahsi geçen patojenlerin suda bulunması halinde inanın zaten o şehirde acil servisler dolmuş ortalık karışmış olur, ama hazırladığınız bu sistem o şartlar altında bile normal mayalı sistem ve sitrik asit karbonat sisteminden daha güvenli olacaktır. Çünkü sistemin hazırlanması aşamasında diğer sistemlerin genel geçer hazırlama pratiğinde olmayan kaynatma işlemi var unutmayın ki su kaynaklı salgınlarda bile birinci tedbir halkı suyu icmemesi ve kullanma suyunu kaynatmasi yönünde uyarmaktir.
[QUOTE=replacka]
1 litrelik suyu kaynar dereceye yakın ısıttıktan sonra şeker, karbonat, süt ve 1.5 paket hazır jöle tozunu, kısacası maya hariç her şeyi katıp iyice karıştırın ve bu karışımı ılımaya yakın 1.5 litrelik şişeye koyup bir gece buzdolabının normal raflarında bekletin ki jöle kıvamına gelsin, [/QUOTE]

Teşekkür Edenler: [T]208559,AliKURT[/T][T]223933,replacka[/T]

Üye imzalarını sadece giriş yapan üyelerimiz görebilir

AliKURTÇevrim Dışı

Ziyaretçi Engelli
Kayıt: 15/08/2018
İl: Kirsehir
Mesaj: 2188
AliKURTÇevrim Dışı
Ziyaretçi
Gönderim Zamanı: 27 Ekim 2020 13:58
Aydınlatma yazılarınız için teşekkür ederim, elinize emeğinize sağlık.

Üye imzalarını sadece giriş yapan üyelerimiz görebilir

darkfreezÇevrim Dışı

Özel Üye
Kayıt: 26/10/2006
İl: Bursa
Mesaj: 450
darkfreezÇevrim Dışı
Özel Üye
Gönderim Zamanı: 04 Kasım 2020 20:50
Konuyu bir canlandırayım[:)))]. Bugün sistemi başlatalı 16, stabil gaz çıkışı başlayalı 15. gün şuanda çıkan gaz saniyede 0,62 baloncuk bu değer 6. günde 0,65 idi yani hala oldukça stabil bir gaz çıkışı devam ediyor. Deneyen diğer kullanıcılarda durum nasıl acaba?

Beğenenler: [T]223933,replacka[/T][T]224636,AquaAqua[/T]
+1: [T]223933,replacka[/T]

Üye imzalarını sadece giriş yapan üyelerimiz görebilir