Aranıza yeni katıldım. İlk yazımda, akvaryum bakımında önemli olduğunu düşündüğüm bir konuyu paylaşmak istiyorum: Suyun berrak görünmesi ile canlılar için uygun olması arasındaki fark.
Cam gibi görünen bir akvaryum hepimizi mutlu eder. Ancak suyun görünümü, içinde yaşanan bütün süreçleri göstermez. Amonyak ve nitrit gibi balıklar için zararlı olabilen maddeler gözle görülemez. Bu nedenle suyu değerlendirirken görüntünün yanında ölçümlere ve akvaryumun biyolojik dengesine de bakmak gerekir.
Filtrasyonu anlamanın en kolay yolu, üç temel işlevini ayrı ayrı değerlendirmektir.
**1. Mekanik filtrasyon: Görünen kirleri tutmak**
Yem artıkları, dışkı parçacıkları ve kopan bitki yaprakları gibi askıdaki maddeler, sünger veya elyaf gibi malzemelerle tutulabilir. Bu işlem suyun daha berrak görünmesini sağlar. Buradaki önemli ayrıntı şudur: Filtrenin tuttuğu atık, temizlenene kadar sistemin içindedir. Filtre sepetinde birikmiş olması, akvaryumdan uzaklaştırıldığı anlamına gelmez. Bu yüzden mekanik filtre malzemelerinin bakımı, filtrasyonun bir parçasıdır. Çok ince malzemeyi fazla miktarda kullanmak da her zaman daha iyi sonuç vermez. Hızlı tıkanma ve akışın azalması, beklenen faydayı sınırlayabilir. Malzeme seçimi kadar suyun filtreden rahat geçmesi de önemlidir.
Balıkların metabolizması ve organik maddelerin parçalanması sonucunda amonyak oluşur. Yerleşmiş bir biyolojik sistemde mikroorganizmalar amonyağı nitrite, ardından nitrata dönüştürür. Bu canlı toplulukları yalnızca özel seramik malzemelerde bulunmaz; filtre süngerlerinde ve akvaryumun başka yüzeylerinde de gelişebilir. Yeni kurulan bir akvaryumda filtrenin çalışıyor olması, yeterli biyolojik kapasitenin hemen oluştuğunu göstermez. Canlı yükünü kademeli artırmak, aşırı yemlemeden kaçınmak ve suyu düzenli test etmek bu nedenle önemlidir. Oluşan nitratın birikimini yönetmek için de akvaryumun ihtiyaçlarına uygun bakım ve su değişimleri gerekir.
**3. Kimyasal filtrasyon: Belirli bir ihtiyaca yönelik müdahale**
Aktif karbon gibi malzemeler, bazı çözünmüş organik maddelerin ve istenmeyen renklenmenin giderilmesinde kullanılabilir. Ancak her filtre malzemesinin hedefi ve kapasitesi farklıdır. Aktif karbon kullanılması, mekanik bakımın veya biyolojik filtrasyonun yerini tutmaz. Malzeme seçmeden önce “Suda hangi sorunu çözmeye çalışıyorum?” sorusunu sormak daha doğru bir başlangıçtır.
Filtre bakımında amaç, bütün malzemeleri ilk günkü görünümüne döndürmek değildir. Biriken atıkları uzaklaştırırken biyolojik kapasiteyi korumak da gerekir. Özellikle bütün filtre malzemelerini aynı anda yenilemekten kaçınmak, yerleşmiş mikroorganizma topluluklarının korunmasına yardımcı olur.
Benim bu konudaki temel yaklaşımım şu: **Berraklık gözle değerlendirilir; suyun canlılara uygunluğu ise ölçüm, gözlem ve düzenli bakımla anlaşılır.**
Siz kendi akvaryumunuzda mekanik temizlik ile biyolojik dengeyi nasıl koruyorsunuz? Filtre bakımına takvime göre mi, debideki değişime göre mi karar veriyorsunuz? Deneyimlerinizi okumaktan memnuniyet duyarım.
Süleyman Bey, “izlemek için değil, görmek için bakmak” ifadeniz konuyu çok güzel tamamlıyor. Balıkların iştahındaki, solunumundaki ve davranışlarındaki küçük değişimleri fark etmek, günlük bakımın önemli bir parçası. Ölçümlerle bu gözlemleri birlikte değerlendirmek de daha sağlıklı karar vermemizi sağlıyor.
Oturmuş bir sisteme gereksiz müdahalelerden kaçınmak ve sabırlı olmak konusundaki yaklaşımınıza katılıyorum. Bazen bir sorunu çözme telaşıyla art arda yaptığımız değişiklikler, nedenini anlamamızı daha da zorlaştırabiliyor.
Kendi tankınızda işe yarayan bir yöntemi herkese doğrudan önermeme hassasiyetiniz de kıymetli. Her akvaryumun canlı yükü, kaynak suyu ve bakım geçmişi farklı. Tecrübeyi, hangi koşullarda edinildiğiyle birlikte paylaşmak hepimiz için daha öğretici oluyor.
Katkınız için teşekkür ederim. Özellikle yeni başlayanlar için sabır, gözlem ve öğrenmeye açık olmak vurgunuz çok yerinde.[:iyi:]
Birçok akvaristin başına gelmiştir beyaz kurt sorunu. Benimde başıma geldiği için araştırma gereği duydum. Forumda bu konu ile ilgili birçok sorun ve cevaplar var. Görüğüm ve insanların yanlış yönlendirmelerinin sonucunda bende birşeyler yazmak istedim.
Sorun: Akvaryumda oluşan mm boyutlarında beyaz kurtçuklar yada solucanımsı canlılar.
Nedir bunlar? Genel kanı Planaria. Herkes sorunun bu olduğu konusunda hemfikir. Bu biraz kulaktan kulağa yayılmış bir dedikodu gibi duruyor. Herkes biryerlerden duymuş bu canlıyı ve benzer sorunlar karşısında hep bu cevabı veriyor. Planaria hiçmi yok? Elbette var ama kimsenin göremediği daha büyük sorunlar var aslında. Planaria bir parazit değil. Biraz sülüğü andırıyor genelde camda yapışık geziyorlar. Yassı Solucan grubunda. Kendi halinde bir yaşam formu. Balıkların bunları tüketmesinin bence bir sakıncası yok.
Resim: Planaria
Gelelim diğer sorunumuza. Bu biraz daha baş belası. Nematod denilen bir tür parazit. Dünyada en fazla bulunan omurgasız canlılar. Yuvarlak Solucan grubundan. Bazılarına biz Kıl Kurdu diyoruz. Hani şu bağırsaklarımıza bir şekilde giren ve bizi bezdiren canlılar. Hayvan ve bitkilerde önemli zararlara neden olan birçok türü var. 0,25-3 mm arasında değişen boyları var. Kıvrılarak hareket ediyorlar. Camda gezdikleri gibi suda da rahatça yüzebiliyorlar. Akvaryumunuzun en üstüne su seviyesindeki cama çok yakından ve dikkatle bakarsanız görebilirsiniz. Hatta bir korku filmi görmek istiyorsanız Google'da "round worm" şeklinde bir arama yapabilirsiniz. Burada göreceğiniz resimler akvaryumunuzda gördüğünüz canlılarmı bilinmez? Çünkü 30.000 'e yakın bilinen türü var. Ve bu türlerin yarısından fazlası parazit olarak yaşıyor.
Resim: Nematod
Şimdi Planaria kötü su şartlarından ve aşırı proteinsel yemlemeden kaynaklanıyor. Nematod'un oluşum nedenleride aslında aynı. Fakat Nematod, akvaryum canlılarınızın bağırsaklarında da bulunabiliyor. Yani oradan da gelmiş olabilir. Hatta bazen balık ölümlerine de neden olabiliyor. Sebebi çok büyüyen türlerin balığınızın içinde kocaman olması ve balığın tüm iç organlarını yemesi. Nematodların bazı türleri bazı hayvanların bağırsaklarında metrelerce büyüyebiliyor. Aslında manzara korkunç. Sorun büyük.
Resim: Balık karnında Nematod
Bu canlılar akvaryum hobimizin sonu olurmu bilinmez. Çünkü buna benzer bir sorun kırmızı yanaklı kaplumbağa hobimi sona erdirmişti. Birçok arkadaşımlada paylaşmıştım bunu kırmızı yanaklı kaplumbağalar sıkı durun, Salmonella Bakterisi taşıyıcısıdırlar. Eğer ishal probleminiz ve karın ağrınız hiç bitmiyorsa bu hayvanları bir göle, ekipmanlarınızı da çöpe bırakınız. Tifo olmak istemiyorsanız bu hayvanları evinize sokmayınız. Amerika'ya bu hayvanların girmesi yasak durumda mesela.
Konumuza dönelim, sık su değişimleri ve dip çekimi ile ayrıca balık dietine dikkat edilerek belki bir miktar çözüm bulabilirsiniz. Fakat canlılar ve bitki köklerindeki parazitlerin yok edilmesi için kimyasal şart gibi görünüyor. Çünkü Nematod'lar bitki köklerine yapışarak bitki özsuyu ile beslenmeyi çok seviyorlar. Vatoz türleri ile camlarda da bir miktar temizlik yapabiliriz sanırım. Ama dediğim gibi bitki köklerine ve balık bağırsaklarına müdahale zor iş.
Tuzla bir miktar sorun çözenleri duydum fakat bitkili ve vatozlu bir tankta bu çok uygun değil. Oturmuş bir tankta da kimyasal kullanımı çok akıllıca değil gibi. Daha masum belki doğal ilaçlarla muhtemelen çözülür. Kesin bir tedavisi yok. Nezaman nereden çıkacaklarıda belli olmuyor. Siz en iyisi düzenli akvaryum temizliğinizi ve su değişimlerinizi ihmal etmeyin. En önemliside kaliteli markalı kapalı kutu yemleri tercih edin. Birde balık diyetini dikkate alın derim. Balıklarınız aç kalarak ölmez merak etmeyin. Yemi nekadar falza atarsanız okadar sorununuz büyüyecektir.
Üçüncü yılını doldurmak üzere olan karides akvaryumumda bugüne kadar sıfır ilaç kullandım; üç yılda yalnızca yaklaşık %15 oranında beş kez su değişimi yaptım. Hidralar ortaya çıktı, sonra kayboldu. “Adi salyangoz” denilip kurtulunması gerektiği düşünülen salyangozlar önce patladı, şimdi kendiliğinden azaldı. Küçük kurtçukları artık çok nadir görüyorum. Ostrakodların nüfusu dalgalandı; bir ara görünen sirke kurtları da artık yok.
Çünkü akvaryum yalnızca gözle gördüğümüz canlılardan ibaret değil. Mikrofauna düzeyinde bile canlılar birbirini tüketiyor; av-avcı ilişkileri, rekabet ve besin kaynakları nüfusları etkiliyor. Bu ilişkiler bazı türlerin kontrolsüz çoğalmasını sınırlayabilir. Elbette bu, her patojenin mutlaka engelleneceği anlamına gelmez; ama her gördüğümüz canlıyı düşman ilan edip ilaçla yok etmek de doğru değil.
Doğayı kendi yapay göz zevkimize uydurmak için sürekli müdahale etmek yerine, önce onun nasıl işlediğini anlamaya çalışsak? Akvaryum benim için kusursuz bir dekor değil, kendi dinamikleri olan canlı bir sistem.
Bu konuda otorite olduğumu iddia etmek gibi bir niyetim de isteğim de yok.
Sadece, uzun yıllardır bu metod ile iç içeyim ve uzun soluklu birçok başarılı kurulumu deneyimledim. Halihazırda hayatına sorunsuz devam etmekte olan tanklarım da mevcut.
Hatta uzun yıllar evvel kurduğum büyüklü küçüklü kavanozları, beğenip isteyen eşe dosta dağıtmıştım. Onların da neredeyse tamamının hayatını sorunsuz sürdürüyor olduğunu biliyorum.
Bu durumda, iki çift laf etme hakkına sahip olduğumu düşünüyorum. (Sağ olsun, @Yas400 öneride bulunmasaydı, belki de bu düşüncemi eyleme geçirmezdim. Başıma iş açtınız Yasin Bey[:)))])
Birkaç yıldır bu foruma üyeyim ve önceleri, walstad metodu denilen her konuda gördüğüm yanlışları düzeltmek için yazar dururdum. Gerek açılan ilgili konulara, gerekse fikrimi soran özel mesajlara yazdım durdum usanmadan...
Fakat gördüm ki anlattıklarım, önerdiklerim "X kişi böyle yapmış olmuş, Y kişi bu kadar beklemeye gerek yok diyor, Z kişi toprağı öylece sermiş, W kişi filtre kullanıyor, you tube videolarında şöyle şöyle diyorlar" gibi gerekçelere sığınılarak umursanmıyor.
Ben de vazgeçtim.
"Bana ne, istediklerini yapsınlar" dedim ve kenara çekildim.
Sonra gördüm ki "Walstad kısa vadede iyi ama uzun süre dayanmıyor, benim X vakitte kurduğum tankta yosunla başedemez oldum" ya da "Walstad metodu kurdum ama bitkilerim eridi, bozuldu, balıklarım hastalanıyor/ölüyor" gibi şikayetler yağmaya başladı.
Güzel kardeşim, metodu doğru uygulasaydın bunlar olmayacaktı ki...
Yorum yazsam yine söylediklerim boşa gidecek, yazmadıkça da walstad metodunun adı kötüye çıkıyor.
Hee "Şimdi yazdıklarının boşa gitmeyeceğini nereden biliyorsun?" derseniz, cevabım: "Bilmiyorum."
Sadece, şurada derli toplu iki satır yazıp anlatayım da bilmek isteyen gelip baksın. Ben de açılan konulara yorum yazmamamın suçluluğunu üstümden atayım istiyorum.
Önce "Walstad metodu ne değildir?" sorusunun cevabı ile başlamak isterim. Çünkü forumda -birkaç istisna dışında- walstad metodu adı altında kurulmuş tankların hepsi başarısızlıkla sonuçlanmış durumda ve henüz yeni olan kurulumlar da maalesef bu yolda ilerlemekteler.
*Bir avuç toprak kullanılan her kurulum walstad DEĞİLDİR.
*Biraz toprak ve biraz kum kullanılan her kurulum walstad DEĞİLDİR.
*Bitkili her kurulum walstad DEĞİLDİR.
*Torf (çiçek toprağı diye satılan, poşet ürünler) ile, gübreli toprak ile, kimyasal bulaşmış toprak ile, ayıklanıp yıkanarak işlenmemiş toprak ile yapılan kurulumlar walstad DEĞİLDİR.
*Filtre kullanılan kurulumlar walstad DEĞİLDİR.
*Tek tür bitki ile yapılan kurulumlar walstad DEĞİLDİR.
*Tek tip bitki (mesela birkaç farklı tür ama hepsi gövdeli bitki ya da yine birkaç farklı tür ama hepsi köklü bitki) ile yapılan kurulumlar walstad DEĞİLDİR.
Gelelim, "Neymiş bu Walstad metodunun olayı?" sorusunun cevabına...
Walstad metodu, en anlaşılır tanımıyla "Göl ekosistemi taklidi"dir. Yani tanklarımızda küçük göletler kurmaya çalışıyoruz, hedefimiz bu.
*Göl tabanından başlıyoruz: -En dipteki su geçirmez kil tabakası=Akvaryumun alt camı -Su geçirmez tabakanın üstündeki toprak tabakası -Toprak tabakasını örten kum tabakası -Göl tabanının olmazsa olmazı: Küçük omurgasızlar.
Tabii ki doğada, bu tabakaların kalınlıkları ve yoğunlukları değişkenlik gösteriyor ama bize gereken, doğadaki işlevi elde edebileceğimiz minimum ölçüler.
İşte Diana da bu ideal ölçüleri bulabilmek için ince ince çalışarak, en iyi verim alınabilecek kriterleri belirlemiş ve ne şanslıyız ki elde ettiği sonuçları kendine saklamayı değil, paylaşmayı tercih etmiş.
Koskoca çalışmayı birkaç cümle ile özetlemekte sakınca görmüyorum.
Metodun en önemli kısmı taban. Bu nedenle bütün eforumuzu, taban kurulumuna harcayacağız.
**TOPRAK: -ASLA TORF KULLANMAYACAĞIZ. Torf, toprak değildir. Torf, bitki parçalarının kısmen çürümüş halidir ve karasal bitki yetiştirmede bile yardımcı malzeme olarak kullanılır. Yani torf, saksıda bitki yetiştirmek için de uygun değildir. Yüksek su tutma kapasitesi nedeniyle, tohum çimlendirme ve bitki köklendirme işlemlerinde, saksı bitkilerinde toprağa belli oranlarda eklenerek, toprağın gevşekliğini arttırmak gibi işlerde kullanılır.
Akvaryumunuzda torf kullanırsanız, yosun sorunundan kaçışınız yoktur ve zaman içinde çökerek içindeki boşluklarda biriken gazları kusar, akvaryumunuzdaki balıkların ani ölümlerine sebep olabilir.
Yapı marketlerde, zincir marketlerde, çiçekçilerde, pazarda falan "çiçek toprağı" adı altında satılan paketlerin tamamı torftur. Bazılarının içine perlit, çam kabuğu, yosun, NPK gibi ekstralar eklenmiş haldedir ama hepsinin ana malzemesi torftur ve bunların hiçbiri bizim için uygun değildir.
-Doğadan alınmış/doğal toprak kullanacağız.
-Koyu renkli toprak tercih edeceğiz, kara toprak olacak.
-Toprağı aldığımız arazide gübre ve/veya kimyasal maddeler kullanılmamış olacak. Bu nedenle en iyisi, üstünde tarım yapılmayan, dağ bayır gibi boş bir araziden toprak çıkarmak. Yüzeyden 20cm kadar kazıp, derindeki toprağı çıkaracağız.
-Toprağın çer-çöpünü el yordamıyla ayıklayıp eleyeceğiz ve bir kovaya koyup üstüne su doldurarak güzelce karıştırıp bırakacağız. Birkaç saat toprağın iyice çökmesini bekledikten sonra, kovayı yavaşça eğerek suyu dökeceğiz ve yeniden su doldurarak bu işlemi "berrak ve çer-çöpsüz su alıncaya kadar" birkaç kez tekrarlayacağız. (Yıkama işlemi bir-iki gün sürebilir)
-Yıkayıp suyunu akıttığımız, çamur halindeki toprağı geniş bir yüzeye yayarak, birkaç gün kurumaya bırakacağız.
-Çamur cıvıklığı geçip, "nemli" kıvama gelen toprağı artık kullanabiliriz. Toprağı akvaryum tabanına elimizle iyice bastırarak, TOPRAK KALINLIĞI TAM OLARAK 2,5cm OLACAK ŞEKİLDE yerleştireceğiz.
**KUM: Sırada KUM tabakasını hazırlamak var. Kum seçiminde keskin sınırlar olmasa da en iyi sonucu alacağınız kum, dişli dere kumudur.
Silis kum gibi ince taneli olmamak şartıyla, istediğiniz kumu kullanabilirsiniz.
Kumu da kullanmadan önce yıkamanız iyi olur.
Kumu toprak tabakasının üstüne, KUM TABAKASININ KALINLIĞI TAM OLARAK 2,5 cm OLACAK ŞEKİLDE elimizle hafifçe bastırarak yerleştireceğiz.
*Bu aşamada iki seçeneğimiz var. İsterseniz önce bitkileri dikip, suyu sonra doldurabilirsiniz ya da önce suyu doldurup, bitkileri sonra dikebilirsiniz.
Hangi yöntem size daha kullanışlı geliyorsa onu tercih edin.
Suyu doldurup bitkilerimizi diktikten sonra, -tabii ki tercih ettiğimiz aydınlatma yöntemimizi uygulayarak- en azından 2-3 gün öylece bekleyeceğiz.
**KÜÇÜK OMURGASIZLAR: Göl tabanının olmazsa olmazı, küçük kabuklulardır. Akvaryum ortamında faydalanabileceğimiz, tabandaki ihtiyacımıza en uygun omurgasızlar ise salyangozlardır.
Melanoides tuberculata (Malezya trompet salyangozu, bizdeki ismiyle "Minare salyangozu") gibi küçük cüsseli, kum karıştırıcı türlerden biri yeterli olur.
Bitkileri dikilen, suyu doldurulan ve üstüne böylece birkaç gün bekleyen tankımıza, seçtiğimiz salyangozları ekleyebiliriz.
**BİTKİLER: Beslenme şekline göre farklılıklar gösteren, üç bitki grubundan da tankımızda bulundurmalıyız.
-Gövdeli bitkiler: Zemine dikilmesi gerekmeyen, suya serbest bırakılabilen ya da herhangi bir şekilde akvaryumun içine sabitlenebilen, gövdesiyle ve gövdeden çıkardığı kök yapılarıyla direkt sudan beslenen bitkiler. Örnek: Bacopa monnieri, Myriophyllum mattogrossense
-Su üstü bitkileri: Su yüzeyinde serbest duran, suya uzattıkları kökleriyle beslenen, hızlı nitrat tüketme özelliğine sahip olan bitkiler. Örnek: Lemna minor (Su mercimeği), Pistia stratiodes (Su marulu)
*Mümkün olduğunca düşük ihtiyaçları olan ve hızlı gelişen bitki türlerini tercih etmemizde fayda var. Çünkü gübre/besin takviyesi, CO2 verme gibi müdahaleler yapmayacağız. Tankta oluşacak döngünün sağladığı besinlerle yaşayacaklar.
*Köklü bitkilerimiz kalıcı bitkilerimiz olacak, buna göre, hoşunuza gidecek türlerden seçmelisiniz.
*Gövdeli bitkiler ve su üstü bitkilerini, sistem tamamen oturduktan sonra tanktan çıkarabilirsiniz ama sistemde kalmaları çok daha iyi olur.
*Her tip bitkiden en az birer adet bulunmalıdır ama tabii ki tankın büyüklüğüne göre, bitki miktarı ne kadar çok olursa o kadar iyi olacaktır.
**AYDINLATMA: 6500k beyaz ışık veren bir aydınlatma aracı ile gündüzleri kesintisiz 6-8 saat aydınlatma yeterli ve uygundur.
Dilerseniz "4 saat aydınlatma açık-4 saat kapalı-4 saat açık" gibi siesta verilen bir aydınlatma yöntemi de tercih edebilirsiniz fakat ben en iyi sonucu kesintisiz aydınlatma ile aldığım, siesta uygulamalarından memnun kalmadığım için siesta önermiyorum.
Eğer güneş ışığı ile aydınlatmayı planlıyorsanız, tankınızın gün içinde 1 (bir) saat direkt/yoğun güneş ışığı alması yeterlidir. Fazlası yosunlanmaya, haliyle denge topuzunun kaymasına neden olabilir.
**DÖNGÜNÜN OTURMA SÜRESİ: Geldik, sabır sınırlarını en çok zorlayan kısmına...
Burası çokomelli arkadaşlar![:D] Tankı kurduktan sonra EN AZ 8 (sekiz) HAFTA karides ve balık gibi canlıları eklemiyoruz. Bu 8 hafta, "en az" beklenmesi gereken süre. Olabildiğince fazla beklemekte fayda var.
En az 8 hafta geçtikten sonra: Bitkilerimizde gözle görülür gelişmeler varsa (yeni filiz sürme, dallanma, büyüme gibi) ve daha fazla sabredemiyorsak, kademeli olarak balık ve/veya karides ekleyebiliriz. (Kademeli derken; bir karides ya da balığı alıştırarak tanka ekledikten sonra en azından 1-2 gün gözlemliyoruz. Davranışlarında, renginde, hareketliliğinde falan bir gariplik yoksa 1-2 karides ya da balık daha ekleyip gözlemliyoruz, her şey yolundaysa tamamını ekleyebiliriz.)
*Bu uzun bekleme süresi boyunca, haftada bir kez tanktaki suyun dörtte birini değiştirmek yeterli olacaktır.
*Asla dip çekimi yapmayacağız, zemine müdahale etmeyeceğiz/zemindeki kumu kurcalamayacağız. Su değişimlerini akvaryumun üstünden ya da orta kısımlarından su alarak yapacağız.
*ilk doldurduğumuz su dahil, her aşamada, tanktaki suyla aynı sıcaklıkta dinlenmiş musluk suyu kullanabiliriz.
*Walstad metodu ile kurulan tankımızda, tatlı suda ve bitkili ortamlarda yaşayan her balığı besleyebiliriz ama mesela besleyeceğimiz balık 28°C üstünde bir sıcaklığa gereksinim duyuyorsa, yüksek sıcaklığı bitkilerimiz tolere edemeyeceği için, o balığı bu tankta besleyemeyiz.
Yani, öncelik bitkilerimizin. Çünkü bu metodun hayat sigortası bitkiler. Bitkilerimizin keyfini bozmayacak her canlı bu kurulumda beslenebilir.
**NEDEN FİLTRE KULLANMIYORUZ? Yararlı bakterilerimizin taban malzememizde kolonileşmesini hedefliyoruz. Eğer filtre kullanırsak, bu bakteriler filtre materyalinde kolonileşecekler ve mecburen filtreye bağımlı hale geleceğiz. Çünkü bu durumda filtreyi kapatır ya da çıkarırsak bakteri döngümüz çökecektir.
"Yüzey yağlanması için filtre kullanabilirmişiz ama" diyorsanız, öyle bir durumla karşılaşırsanız, sadece su yüzeyini hareketlendirmek için, filtre malzemesi (sünger, elyaf gibi) olmadan filtre kullanabilirsiniz ki bunun yerine düşük ayarda hava taşı kullanmak çok daha kolay bir yöntem olacaktır.
*Doğru kurulan bir walstad tankının ömrü en az 10 yıldır. Kurulum aşaması zorlu gelse de sonrasında, yıllarca kendi kendine yeten bir ekosisteminiz olacak.
*Kök, dal, kaya gibi dekorlar kullanmak istiyorsanız, bunları döngü oturduktan sonra (zemini kurcalamadan) ekleyebilirsiniz.
*Döngü oturduktan sonra, zemini fazla karıştırmamaya özen göstererek yeni köklü bitki ekleyebilir, mevcut köklü bitkilerinizi nazikçe sökerek seyreltebilirsiniz.
*Yine döngü oturduktan sonra, bitkilerinizi istediğiniz sıklıkta budayabilirsiniz. Canlı ekleyip çıkarabilirsiniz.
***WALSTAD METODU ÖZETLE: 2,5cm toprak+2,5cm kum+köklü bitki+gövdeli bitki+su üstü bitkisi+en az 8 hafta sabır[:devil:]
Sistemimizin içindeki canlıların atıkları (dışkılar, bozulan bitki parçaları, ölen canlılar, artık yemler, vs.) salyangozlar ve bakteriler tarafından tüketilerek bitkilere besin olacak. Bitkiler ışığı ve bu besinleri kullanarak beslenecek. Zemindeki bakteriler ve bitkiler suyu filtre edecek. Bu işbirliği böyle devam edip gidecek.[;)]
Dilimin yettiğince bildiklerimi, deneyimlerimden edindiğim sonuçları aktarmaya çalıştım. Umarım yeterli olmuştur. Eksik kalan yerler olduysa da iletildiği takdirde -yine elimden geldiğince- açıklamasını eklerim.
Kurulumunuz hayırlı olsun [:)]
Yasin Bey "vur" dediniz, "öldürdüm"[:D][:D] [EDIT]ternapi,2022-03-03 04:58:57[/EDIT]
[QUOTE=dreamcatcherr]Yüzeyi dalgalandırmayan mini bir kafa motoru kullansak nasıl olur? CO2'yi uçurmadan durgun bölgelerde yosun oluşmasını engeller, akvaryumdaki bitkilere de besinleri taşır. Bu konu hakkında deneyimi olanlar var mı[/QUOTE]
Yosun konusunda belki işe yarayabilir fakat bitkilere besinin taşınması ile ilgili etkisi olmayacaktır. Bitkiler de besin de zaten aynı suyun içinde olduğu için birbirlerine erişim sorunları yok.[EDIT]ternapi,2026-10-15 02:30:01[/EDIT]
Bitki Türleri: Nelumbonaceae (Nilüfer), Eichhornia crassipes (Su sümbülü), Pistia stratiotes (Su marulu), Salvinia natans, Lemna minor (Su mercimeği), Ceratopteris cornuta, Hemianthus micranthemoides (Micra), Limnophila sessiflora, Myriophyllum mattogrossense, Moss, Cymbalaria muralis (Nakkaş sarmaşığı), Crassula lycopodioides/muscosa, Commelina communis, Hedera helix, Fallopia baldschuanica (Rus asması) ve yabani otlar
Tankın Yaşı: 10 (on) gün-15 Eylül 2020
Filtrasyon ve Işıklandırma: Filtre, ısıtıcı, aydınlatma yok. Tank açık balkonda.
Tasarım ve Dekorasyon: Zeminde dişli dere kumu mevcut. Yine zeminde kuru çınar ve meşe yaprakları kullandım. Karasal alan ve saksılarda toprak, dere kumu, lav taşı, orkide harcı ve kurutulmuş kara yosunları kullanıldı.
Uzun zamandır hayal ettiğim, heves ettiğim, planladığım ama bazı engeller nedeniyle ertelemek zorunda kaldığım kurulumumu sonunda tamamladım[:3]
Hayalimi gerçekleştirmiş olmanın tarifi zor hazzını yaşıyorum çok şükür[:3]
Medakalar inanılmaz balıklar! Bakımlarının kolaylık seviyesi, akvaristlerin hayal edebileceklerinin çok üstünde. Isıtıcı, filtre, büyük hacim, seyrek nüfus, düzenli su değişimi ve bakım istemezler.
İnanılır gibi değil, değil mi?
Az sayıda balık-geniş alanda bakıldığında inanılmaz ürkek, sürekli korku/tedirginlik içinde yaşayan medakalar, kalabalık oldukları sürece çok daha sakin ve huzurlu oluyorlar.
Bahar ve yaz boyunca bol bol yumurtluyorlar, kış döneminde ise yumurtlama duruyor, metabolizmaları yavaşlıyor. Böylece soğuktan etkilenmiyor, buzun altında dahi hayatlarını sürdürüyorlar.
Beslenme gereksinimleri çok düşük, haliyle tankı da neredeyse hiç kirletmiyorlar.
Çok güzel ve çeşitlenmeye çok açık renkleriyle, seyir zevki de yüksek bir tür.
Bu canlıların keyfini en üst noktaya çeken ise işte böyle minik pondlar, havuzlar[:3]
Uzakdoğuda bu tarz, büyüklü-küçüklü kurulumlar çok yaygın. Ben de internetten, tabiri caizse "ciğerci kedisi gibi" takip edip duruyordum. Tabii ki iklim şartlarımız ve türlere erişme zorlukları nedeniyle bitki tercihlerim onlara göre farklılıklar gösteriyor.
Özellikle karasal alanda, bana çok estetik gelen ve soğuğa da dayanıklı olan yabani bitkileri kullanmayı tercih ettim. Zamanla eklemeler yapılabilir ama şimdilik kurulumumun son durumu bu şekilde.
Logfin üretimi çocuklarımın eşek kadar olanlarını ayırsam mı, ayırmasam mı diye kararsızlık yaşıyorum. Tam bir "Bu yoğurdu sarmısaklasak da mı saklasak, sarmısaklamasak da mı saklasak" sorunsalı[;)] Bu arada, tekerlemeyi yazarken bile zorlandım[:D]
Direkt güneş almayan ancak odalardan gelen ışıklarla aydınlanan koridorumuz var. Akvaryumu oraya koysak balıklar açısından bir sorun olur mu yoksa balıkların veya suyun direkt olmasa da Güneş ışığı alan bir odada mı olması lazım? Şimdiden teşekkürler[:)]
Bitki Türleri: 3 Christmas Moss, 1 Moss Ball, 1 Anubias Coin, 1 Anubias Petite, Su mercimekleri.
Tankın Yaşı: 1 ay 10 gün Filtrasyon ve Işıklandırma: Sobo Pipo Filtre - 20cm Armatürk Işık - Aquel 25w Isıtıcı Tasarım ve Dekorasyon: Zeminde Siyah Hagen Kum, Siyah Lav Kayaları
Herkese merhabalar keyifli hobiler dilerim, Bitkilerle gelen 4 adi salyangoz mevcut şuan. Kiraz Karides düşünüyorum. 1 ay 10 gündür döngüyü kuruyorum. 10 gün daha bekleyip 6-7 adet karides eklemek istiyorum. İlk deneyimim olacak. Önerilerinize açığım. Teşekkürler.
[QUOTE=hvostr]Öncelikle merhabalar tankınız Hayırlı Olsun, tankın ölçülerine bir baktım 8 litre tabi filtresidir kayasıdır kumudur derken bu 5 6 litreye kadar düşer. Ayrıca karides dahi olsa ekstradan fazladan eklemenizi önermiyorum zaten hızlıca çoğalırlar. Canlı önerim ise muhtemelen Boynuzlu Nerite olacaktır boyları 2 çok nadiren ise 2.5 cm gibi kalır sevimli ve güzel türler tabi imkanınız varsa Muğlada Hobihanemde Türkiyede nadir bir tür olan Pumpkin(balkabağı) neriteler de var 1 2 cm civarında satıyorlar tabi o ne kadar büyüyor bilmiyorum ancak dediğim gibi imkanınız varsa aladabilirsiniz. Keyifli Hobiler dilerim dostum. [:)][/QUOTE]
Çok teşekkür ederim değerli görüşleriniz için. Evet biraz hacim küçük ama başlangıç diyelim biz buna, 6 karides düşünüyorum şimdilik ileride ise 45x45 tankıma kurmak isterim daha profesyonel olarak fazla adetli karidesleri. Nerite önerileriniz için teşekkür ederim bakacağım ve eklemeyi düşünüyorum. [:)]
Öncelikle keyifli hobiler. 30x30 tankım için yüzey temizleyici filtre alacağım 2 marka arasında kaldım. Kullanan arkadaşlarım yorumlarını belirtirse çok sevinirim.
- Sobo SK-03 Yüzey Temizleyici Filtre [IMG]https://foto.akvaryum.com/fotolar/251778/141020262248341.jpg[/IMG]
- Aquawing AQ680 Yüzey Temizleyici Filtre [IMG]https://foto.akvaryum.com/fotolar/251778/141020262249081.jpg[/IMG] [EDIT]zedd,2026-10-14 22:50:49[/EDIT]
[QUOTE=selmanulas]100*50*40 bitkili akvaryum kurdum balık ne tavsiye edersiniz.[/QUOTE] Merhaba şimdi tam olarak konuşmak istemiyorum ama tavsiyelerim Harlequin Rasbora ve Ember Tetra temizleyici işine gelirsek ise bende Corydoraslar gider özellikle Panda Corydoraslar Harlequinler ile çok uyumludur. Onun harici belki Kongo Tetra Ekleyebilirsiniz Keyifli Hobiler dilerim. [:)]
20 Saat 6 Dakika önce
2 beğeni
Aranıza yeni katıldım. İlk yazımda, akvaryum bakımında önemli olduğunu düşündüğüm bir konuyu paylaşmak istiyorum: Suyun berrak görünmesi ile canlılar için uygun olması arasındaki fark.
Cam gibi görünen bir akvaryum hepimizi mutlu eder. Ancak suyun görünümü, içinde yaşanan bütün süreçleri göstermez. Amonyak ve nitrit gibi balıklar için zararlı olabilen maddeler gözle görülemez. Bu nedenle suyu değerlendirirken görüntünün yanında ölçümlere ve akvaryumun biyolojik dengesine de bakmak gerekir.
[IMG]https://foto.akvaryum.com/fotolar/292791/141020262351191.jpg[/IMG]
Filtrasyonu anlamanın en kolay yolu, üç temel işlevini ayrı ayrı değerlendirmektir.
**1. Mekanik filtrasyon: Görünen kirleri tutmak**
Yem artıkları, dışkı parçacıkları ve kopan bitki yaprakları gibi askıdaki maddeler, sünger veya elyaf gibi malzemelerle tutulabilir. Bu işlem suyun daha berrak görünmesini sağlar.
Buradaki önemli ayrıntı şudur: Filtrenin tuttuğu atık, temizlenene kadar sistemin içindedir. Filtre sepetinde birikmiş olması, akvaryumdan uzaklaştırıldığı anlamına gelmez. Bu yüzden mekanik filtre malzemelerinin bakımı, filtrasyonun bir parçasıdır.
Çok ince malzemeyi fazla miktarda kullanmak da her zaman daha iyi sonuç vermez. Hızlı tıkanma ve akışın azalması, beklenen faydayı sınırlayabilir. Malzeme seçimi kadar suyun filtreden rahat geçmesi de önemlidir.
**2. Biyolojik filtrasyon: Görünmeyen yükü yönetmek**
Balıkların metabolizması ve organik maddelerin parçalanması sonucunda amonyak oluşur. Yerleşmiş bir biyolojik sistemde mikroorganizmalar amonyağı nitrite, ardından nitrata dönüştürür.
Bu canlı toplulukları yalnızca özel seramik malzemelerde bulunmaz; filtre süngerlerinde ve akvaryumun başka yüzeylerinde de gelişebilir. Yeni kurulan bir akvaryumda filtrenin çalışıyor olması, yeterli biyolojik kapasitenin hemen oluştuğunu göstermez.
Canlı yükünü kademeli artırmak, aşırı yemlemeden kaçınmak ve suyu düzenli test etmek bu nedenle önemlidir. Oluşan nitratın birikimini yönetmek için de akvaryumun ihtiyaçlarına uygun bakım ve su değişimleri gerekir.
**3. Kimyasal filtrasyon: Belirli bir ihtiyaca yönelik müdahale**
Aktif karbon gibi malzemeler, bazı çözünmüş organik maddelerin ve istenmeyen renklenmenin giderilmesinde kullanılabilir. Ancak her filtre malzemesinin hedefi ve kapasitesi farklıdır.
Aktif karbon kullanılması, mekanik bakımın veya biyolojik filtrasyonun yerini tutmaz. Malzeme seçmeden önce “Suda hangi sorunu çözmeye çalışıyorum?” sorusunu sormak daha doğru bir başlangıçtır.
Filtre bakımında amaç, bütün malzemeleri ilk günkü görünümüne döndürmek değildir. Biriken atıkları uzaklaştırırken biyolojik kapasiteyi korumak da gerekir. Özellikle bütün filtre malzemelerini aynı anda yenilemekten kaçınmak, yerleşmiş mikroorganizma topluluklarının korunmasına yardımcı olur.
Benim bu konudaki temel yaklaşımım şu: **Berraklık gözle değerlendirilir; suyun canlılara uygunluğu ise ölçüm, gözlem ve düzenli bakımla anlaşılır.**
Siz kendi akvaryumunuzda mekanik temizlik ile biyolojik dengeyi nasıl koruyorsunuz? Filtre bakımına takvime göre mi, debideki değişime göre mi karar veriyorsunuz? Deneyimlerinizi okumaktan memnuniyet duyarım.