11 aylık su(yepyeni deneyler 4'te)


BalıkkralÇevrim Dışı

Kayıt: 21/11/2005
İl: Istanbul
Mesaj: 202
BalıkkralÇevrim Dışı
Gönderim Zamanı: 23 Mart 2009 14:59

Önemli ve faydalı bir konu, katılım sağlayan arkadaşlara teşekkürler...  Yalnız konuyu biraz daha enine boyuna açıp genişletebilirsek daha da faydalı bir hale getirebiliriz.

Öncelikle burada belirtmek isterim ki; burada yazacağım çoğu veri/bilgi 20 yılı aşan gözlem ve tecrübelerime dayanmaktadır.  Ancak yine de bilimsel bir veriymiş gibi değerlendirilmemeli; kurduğum sistemlerin sizin sistemlerinizden taşıyor olabileceği küçük farkların, büyük farklar yaratabileceğini gözardı etmeyiniz.
 
Öncelikle su değişimleri ve dip temizliği bakımından az müdahale edilen akvaryumların mümkün mertebe, AZ BALIK, BOL BİTKİ şeklinde düzenlenmesi esastır. Balıkların yine mümkün mertebe birbirleri ve bitkilerle uyumlu ve sakin türler olması tercih edilmelidir. Bitkiler ise zor bozulan, kolay üreyip hızlı gelişebilen türlerden tercih edilmelidir.
 
Bu tür akvaryumların ORTA BOY (ortalama 40-100 lt) olması sistemi hem mümkün olabildiğince stabil kılabilmek (küçük olmaması) hem de gerektiğinde daha pratik bir şekilde müdahele edebilmek (çok büyük olmaması) adına daha uygun olduklarını düşünüyorum. Çok büyük olmamaları ölen balıkların, çürüyen bitkilerin daha rahat farkedilmesini ve daha kolay müdaheleyi sağlarken, aşırı küçük olmaması da akvaryumun bulunduğu ortam değişkenlerindeki farklılıkların akvaryuma ancak belli bir adaptasyonla (daha uzun sürede, ani değişimin neden olabileceği şokları minimalize ederek) etkimesini sağlar. ORTA BOY bu tür bir akvaryumda başarı ihtimali daha artar ve bakım da nisbeten daha pratiktir.
 
Su değişimleri ve dip temizliği bakımından az müdahale edilen akvaryumların KUMunun karıştırılması, SU DEĞERLERİnde ani değişimlere neden olup sisteminizi bozabilir. Bu tür müdahaleler gerektiğinde akvaryum suyunuzun bir bölümünü ve balıklarınızı başka bir yere alıp işlem bittiğinde bir miktar taze su değişimiyle birlikte geri koymayı alışkanlık haline getirmek bazı olası riskleri minimalize edecektir.
 
Erişkin balıklar (bazı türler) sağlıklı bir şekilde beslenildiğinde sudaki mineraller bazında daha toleranslı olabiliyorlar ancak yavru balıklarda sanıyorum durum biraz daha farklı... Yine bu tür akvaryumların yavru akvaryumu olarak kullanılmasının avantaj ve dezavantajları vardır. Bitkili olması, eskimiş sudaki yaşam artı; suyun mineral bazında fakirleşmiş olması eksidir. Yavruların gelişiminde suyun tazeliğinin oldukça önemli bir rol oynadığını düşünüyorum. Ama su iave/değişimi yapılacaksa bu tür akvaryumlarda bitkiler de düşünülerek su değişimleri 1/3 gibi oranlarda değil, gerekirse bir kaç ayrı periyotta çok azar azar yapılmalıdır.
 
Böyle akvaryumların iyi bir aydınlatma ihtiyacı vardır. Gün boyu gün ışığı alabilmesinin de çok faydalı olduğunu düşünüyorum. Isı dengesini bozmayacak şekilde (ya da konfor cam vb akasından) kısa süreli güneş ışığının da oldukça pozitif etkileri olduğunu söyleyebilirim.
 
Şu unutulmamalıdır ki; akvaryumlarda en önemli unsur doğal dengedir. Bu dengenin tek bir formülasyonu yoktur. Önemli olan ken di akvaryumunuza uygun sistem oturmaktır, düzen sağlamaktır. Bunun da birçok yolu vardır. Daha basite indirgersek, yapılması gerekenler vardır, örneğin nitratı minimalize etmek... Bunu iyi bir sump sistemi, iyi bir temizlik ya da denitrifikasyon veya daha bir çok başka yolla sağlayabiliriz. Önemli olan akvaryumumuza ve kendimize uygun yolu belirlemek ve seçtiğimiz yolu uyumlu çözümlerle desteklemek ve süreklilik sağlamaktır diye düşünüyorum...
 
İyi hobiler...
 

Üye imzalarını sadece giriş yapan üyelerimiz görebilir

CoryCoryÇevrim Dışı

Özel Üye
Kayıt: 07/11/2008
İl: Kocaeli
Mesaj: 465
CoryCoryÇevrim Dışı
Özel Üye
Gönderim Zamanı: 23 Mart 2009 16:07
Bizim sistemlerimizde. Ne bitki budama nede çürüyen, ölen balıgı alma gibi birsey söz konusu degil.Biz maliyeti ve gözlemi minimumda tutmak için ufak bir deney akvaryumu imal ettik.Bunun yanında bu sistem çok daha büyük sistemlerde daha elverisli olucaktır.Buharlasan suyu ekledigimizde canlılarımız için gerekli elementleri zaten suya katmıs oluruz ve yedikleri yemlerdende büyük kısmını karsılıyorlar zaten.

Bunun yanında akvaryuma çeltik ekmistim. Tüm çeltikler pirinç verdikten sonra çürüdü.Birine bile elimi sürmedim.Çunki çürüyen bu celtikler aldıkları azotu tekrar suya vediler.Aldıklarını verdikleri için döngüye bir yük binmedi.Eger budama veya akvaryumdan canlı çıkarma islemi yaparsanız.Akvaryum çok büyük miktarda besin ve element kaybedicketir.

Boyle bir sistemde asla ama asla tavsiye etmiyorum.

Bunun yanında eger siz bir gölden, bir nehirden yada denizden 1m küp su alıp. İçine bakaranız belki 1 yada 2 balık görürsünüz.akvaryumu denize simule edersek suya girdigimizde, elimize koluma milyonlarca balık çarpıcaktır.Bence çok güzel bir örnek oldu.Nekadar yalnıs yaptıgımızı anlamak için.

Tetrazon yavrularmın bulundugu akvaryumda filtre yoktu. Çok güzel saglıklı gelisip büyüdüler.Tetrazonların gayet agresif türler oldugunu belirtmekte fayda var.Bazen bitkileri bile didiklerler.

Bu hobide çok balık beslemek matah degildir önemli olan saglıklı balık beslemektir.Tabi zevkler renkler tartısılmaz.
CoryCory2009-03-23 16:09:09

Üye imzalarını sadece giriş yapan üyelerimiz görebilir

RüzgardegirmeniÇevrim Dışı

Kıdemli Akvarist
Kayıt: 12/04/2006
İl: Manisa
Mesaj: 5919
RüzgardegirmeniÇevrim Dışı
Kıdemli Akvarist
Gönderim Zamanı: 23 Mart 2009 16:25
Ahmet Bey,paylaştığınız bilgiler için teşekkürler.
 
Konuya fotoğraflarla ortak olanlardan birisi de benim.Koyduğum fotoğraflardaki akvaryumumda sıfırdan büyüme komando yavrularım 10.aylarında 5 cmler şu an.Üstelik ben bunlara canlı yem vs vermiş de değilim.Kaliteli yemlerle ve hakikaten annemin standart ölçüsüyle AZ miktarda besleniyorlar.Buna rağmen gelişim harika gidiyor.Bundan önce de bu tip bir akvaryumu tetra yavrusu büyütmek amacıyla kurmuştum.Hiçbir yerde alamadığım verimi bu tarzda oluşturulmuş bir akvaryumda aldım.Gerek çıkma oranı gerekse yavruların büyüme hızı gerçekten kayda değer düzeydeydi ve ölümler çok nadir gerçekleşti.Sadece su eklemeyle bile yavrular gerekli mineralleri fazlasıyla alıyorlar.Çünkü Türkiye'nin suları genel açıdan mineralce zengin.

Üye imzalarını sadece giriş yapan üyelerimiz görebilir

ReallyÇevrim Dışı

[C]4,1,10135[/C] [B]3329,2[/B] [B]2829,3[/B]
Kayıt: 10/04/2006
İl: Ankara
Mesaj: 3890
ReallyÇevrim Dışı
Gönderim Zamanı: 23 Mart 2009 17:04
Güzel ve titiz bir çalışma olmuş. Doğaya uygun bir sistem, dolayısıyla sonuç şaşırtıcı değil.

Üye imzalarını sadece giriş yapan üyelerimiz görebilir

BalıkkralÇevrim Dışı

Kayıt: 21/11/2005
İl: Istanbul
Mesaj: 202
BalıkkralÇevrim Dışı
Gönderim Zamanı: 23 Mart 2009 17:57
[QUOTE=CoryCory] Bizim sistemlerimizde. Ne bitki budama nede çürüyen, ölen balıgı alma gibi birsey söz konusu degil.Biz maliyeti ve gözlemi minimumda tutmak için ufak bir deney akvaryumu imal ettik.Bunun yanında bu sistem çok daha büyük sistemlerde daha elverisli olucaktır.Buharlasan suyu ekledigimizde canlılarımız için gerekli elementleri zaten suya katmıs oluruz ve yedikleri yemlerdende büyük kısmını karsılıyorlar zaten.

Bunun yanında akvaryuma çeltik ekmistim. Tüm çeltikler pirinç verdikten sonra çürüdü.Birine bile elimi sürmedim.Çunki çürüyen bu celtikler aldıkları azotu tekrar suya vediler.Aldıklarını verdikleri için döngüye bir yük binmedi.Eger budama veya akvaryumdan canlı çıkarma islemi yaparsanız.Akvaryum çok büyük miktarda besin ve element kaybedicketir.

Boyle bir sistemde asla ama asla tavsiye etmiyorum.

Bunun yanında eger siz bir gölden, bir nehirden yada denizden 1m küp su alıp. İçine bakaranız belki 1 yada 2 balık görürsünüz.akvaryumu denize simule edersek suya girdigimizde, elimize koluma milyonlarca balık çarpıcaktır.Bence çok güzel bir örnek oldu.Nekadar yalnıs yaptıgımızı anlamak için.

Tetrazon yavrularmın bulundugu akvaryumda filtre yoktu. Çok güzel saglıklı gelisip büyüdüler.Tetrazonların gayet agresif türler oldugunu belirtmekte fayda var.Bazen bitkileri bile didiklerler.

Bu hobide çok balık beslemek matah degildir önemli olan saglıklı balık beslemektir.Tabi zevkler renkler tartısılmaz.
[/QUOTE]
Sizin sistemden kastınız Onur Bey'in ve sizin kendi sisteminizse ikinizin sisteminin bile aynı olmadığını, farklı denge unsurları kullandığınızı söyleyebilirim... Birebir kendi akvaryumunuzdan bahsediyorsanız; akvaryumunuzdaki bol salyangoz çürüyen bitkilerinizin ve ölen balıklarınızın (akvaryumunuzda tek bir balık vardı?) öncelikli dengeleyicisi olarak düşünülebilir. Ölen balıklarınızın büyüklüğü, sayısı ve ölüm sebebi ve hatta cinsi de çok önemli unsurlar... Ama her şartta ölen balığın akvaryumdan uzaklaştırılmasının olası birçok riski azaltacağı da unutulmamalı derim ben... Kokuşma hiçbir zaman istenen bir olay değildir... Ayrıca ölen balığın çürümesi nedeniyle bakteri ve enzimlerin zararlı yönlerinin olduğu bilinmektedir. tabii sizin salyangozlarınızın hızlı imhası ve balık ebadınızın olası küçüklüğü bunlara engel olmuş olabilir... Ama ölü balığın akvaryumda uzun süre bırakılmasını doğru bulmuyor ve önermiyorum... Ve eğer yanlış anlamadıysam bitki ve balık çürümelerinin besin ve element olarak katkısı olduğunu savunuyorsuz; besin olarak elbette bir değerleri var ama suya verdikleri elementler asla taze sudaki mineral ve elementler değiller... Besin olarak da çürümüş balık ve aşırı bitki çürüğünü önermiyorum.
Çok daha besleyici yemler bulunup hazırlanabilir.Bir de doğru budamanın bitki gelişimine katkıda bulunacağına dikkat çekmek isterim.
Tetrazonlarınız da sanıyorum bitkilerinizi tırtıklayarak kendileri için gerekli beslenmeyi sağlamış. Ama onların tırtıklayamayacağı bitkilerle yapılan sistemde problem oluşabilir. Yine tekrar ediyorum; önemli olan istemin dengesidir.  Siz kendi akvaryumunuzda dengeyi kurmuş ve başarılı olmuşsunuz. Ama buradan çıkışla bitkileri ve ölen balıkları akvaryumda bırakmak doğrudur, su ilavesine gerek yoktur çıkarımını yapmak aşırı bir genelleme olur.
 
Benim farklı akvaryumlarda eş batın canlıdoğuran yavrularım (bugüne kadar canlıdoğuran, çöpçü, cüce vatos, melek, japon ve birkaç çeşit malawi ve amerikan'dan yavrular aldım), bitkili akvaryumlarda bitkisizlere göre; kısmi ve azar azar su değişimi yapılan akvaryumlarda yapılmayanlara göre; artemia ile beslenenlerde artemiasız büyüttüklerime göre; azar azar sık ve çeşitli yemleme yaptıklarımda aksi şekilde yaptıklarıma göre, akvaryumda beslediklerim yavrulukta beslediklerime göre daha iyi gelişim gösterdiler.
Ama balığın gelişimini birçok veriyi değiştirdiğinizde hangi değişken yüzünden iyi yada kötü gelişim sağlandığını %100 belirlemek ve söylemek zordur.
Yani sizin yavrularınız iyi geliştikleri için su ilavesi/değişiminin yavru balıkların büyümesinde bir etkisi yoktur demek yine aşırı genellemeye girer ve yanlış çıkarımlara neden olabilir.
 
Sözlerim yanlış anlaşılmasın, sisteminizi kesinlikle yermiyorum; sadece çıkarımlarınızı ve sonuçları değerlendiriyorum... Konuyu tartışmaya açtığınız için de ayrıca teşekür ederim. Son iki cümlenize de tümüyle katılıyorum.
 
İyi hobiler...
 
 

Üye imzalarını sadece giriş yapan üyelerimiz görebilir

BalıkkralÇevrim Dışı

Kayıt: 21/11/2005
İl: Istanbul
Mesaj: 202
BalıkkralÇevrim Dışı
Gönderim Zamanı: 23 Mart 2009 18:24
[QUOTE=unotim123]Ahmet Bey,paylaştığınız bilgiler için teşekkürler.
 
Konuya fotoğraflarla ortak olanlardan birisi de benim.Koyduğum fotoğraflardaki akvaryumumda sıfırdan büyüme komando yavrularım 10.aylarında 5 cmler şu an.Üstelik ben bunlara canlı yem vs vermiş de değilim.Kaliteli yemlerle ve hakikaten annemin standart ölçüsüyle AZ miktarda besleniyorlar.Buna rağmen gelişim harika gidiyor.Bundan önce de bu tip bir akvaryumu tetra yavrusu büyütmek amacıyla kurmuştum.Hiçbir yerde alamadığım verimi bu tarzda oluşturulmuş bir akvaryumda aldım.Gerek çıkma oranı gerekse yavruların büyüme hızı gerçekten kayda değer düzeydeydi ve ölümler çok nadir gerçekleşti.Sadece su eklemeyle bile yavrular gerekli mineralleri fazlasıyla alıyorlar.Çünkü Türkiye'nin suları genel açıdan mineralce zengin.
[/QUOTE]
 
Kesinlikle ciddi anlamda katkı koyanlardan biri de sizsiniz..
Yukarıdaki son yazımda da belirttiğim üzere sizin sisteminizin de dengeyi kurmuş olmasının sonucu olarak yavrularınızda iyi sonuçlar elde etmişsiniz.
Muhtemelen bitkileriniz bu sisteme çok şey katıyor. Ve yine yukarıda belirtiğim örneklerdeki olduğu üzere genellemeye karşın şu varsayımlarda bulunabiliriz; sizin akvaryumunuzda çok buharlaşma meydana geliyor ve bu yüzden su ilaveleriniz yeterli geliyor olabilir. Akvaryumunuzun yüzey alanı/hacim oranı, ısıtıcınızın olup olmaması, ısıtıcınızın ayarlı olduğu derece, ortam değişkenleri (ortam nem ve hava akımı oranı), fanınızın olup olmaması, akvaryum kapak ve/veya buhar camının olup olmaması buharlaşmayı dolayısıyle su değişim miktarını da etkileyecektir.
Yavruların cinsinin de verimliliğinize katkısı olmuş olabilir. Birçok çeşitte yavru almış olmama rağmen sadece canlıdoğuranlarımı deneysel amaçlı farklı ortamlarda yetiştirdim. Bitkili akvaryumların, azar azar yapılan kısmi su değişimlerinin, daha geniş su hacminin, kaliteli yemin, canlı yemin olumu sonuçlarını gözlemledim...
 
Sularımız konusunda da bulunulan bölge ve suyun sağlandığı yer çok önemli, bazı bölgeler barajlardan, bazı bölgeler doğal su havzalarından bazı bölgelerde yeraltı sularından, bazı bölgeler de ise depolardan sağlandığı düşünülürse kimilerimiz de bu konuda daha avantajlı kimilerimiz de biraz daha şanssız...
 
Yorumunuz için de teşekkürlerimi sunarım...
 
İyi hobiler..

Üye imzalarını sadece giriş yapan üyelerimiz görebilir

RüzgardegirmeniÇevrim Dışı

Kıdemli Akvarist
Kayıt: 12/04/2006
İl: Manisa
Mesaj: 5919
RüzgardegirmeniÇevrim Dışı
Kıdemli Akvarist
Gönderim Zamanı: 23 Mart 2009 18:43
Aşırı su buharlaşmıyor,aksine haftada bir 3-5 litre bişey belki buharlaşıyordur.Çünkü akvaryum 22 derecede.Isıtıcıyı da 22 nin altına düşmesin diye koyuyorum.Onun dışında akvaryumumda durmuyor.Akvaryum kuytu bir köşede olduğundan sıcaklığı pek artmıyor,ayrıca yazın evimiz iyi rüzgar aldığı için de fanlı sistem kullanmıyorum.Kapak yok,üstü tamamen açık.
 
Bitkiler mutlaka sisteme büyük bir artı sağlıyor ama ben bu sistemde tortunun da çok önemli bir yere sahip olduğuna inanıyorum.Tortunun büyük bir kısmını çektiğimde sistem teklemeye başlıyor.
 
Önceleri tetralardan ilk yumurta alışımda bir türlü yavruya döndüremedim.Ya da döndürdüysem de fazla yaşatamadım.Ne zaman ki yosunların arasına bırakılmış yumurtaları yosunlarla beraber bu akvaryuma taşıdım.İşte o zaman çok yüksek oranda açılma ve yavruların çok iyi bir şekilde büyümesini gözlemledim.
 
Sisteme mineraller su ve yem ile giriyor.Buharlaşan su nerdeyse saf su.Beraberinde çok çok az mineral taşıyor.Sürekli yemlerle de mineral girişinin olduğunu düşünürsek zaten mineral sıkıntısı çekmesi gibi bir ihtimal kalmıyor.Ki bu tür sistemleri yapmaya başladığımdan beri gelişmelerde bu yönde hiçbir aksamayla karşılaşmadım.Aksine belirli süre sonra derişimi artan bazı mineralleri azaltmak için su değiştirmemiz gerekiyor.

Üye imzalarını sadece giriş yapan üyelerimiz görebilir

CoryCoryÇevrim Dışı

Özel Üye
Kayıt: 07/11/2008
İl: Kocaeli
Mesaj: 465
CoryCoryÇevrim Dışı
Özel Üye
Gönderim Zamanı: 23 Mart 2009 19:33
Tetrazonların bitkilere zarar verdigini söylemeye calısmıstım.Bitkiden besin aldıgını degil.Zaten bir çok yem içinde bitkisel proteinler barındıyor artık kaiteli yemlerin hepsinde bu mevcut.Bu tarz akvaryumlarda element ve besin kıtlıgından çok fazlalıgı görülür bunuda ekliyeyim.Bunun yanında amacımız bitkilerin gelisimini desteklemek degil bu yüzden budamıyoruz ve budadıgınız her bitki akvaryumdan çıkıs demektir bunu telafi etmeniz gerekir.Ölen balık tabiki akvaryumdan uzaklasıtırılmalı.Ölen balıgın boyutları hakkında haklısınız fakat boyle bir sistemde saglıklı bir balıgın ölmesine pek ihtimal vermiyorum. Tabiki ölen balık tabak kadar bir discus ise çıkarmak gerekir.Balık konusunu geçelim, çunki ölmesi pek ihtimal degil. Yaslanıpta ölürse ozaman çıkarabilirsiniz tabi.

Bunun yanında benim elimde 3 tür canlı kültür mevcut.MicroKurt, FitoPlankton ve Artemia.

Yavrunun gelisiminde en büyük etken akvaryumun büyüklügü-besin ve su degerleridir.
Besini zaten canlı yem ve güzel kuru yemlerle sagladıgımıza gore en alasından akvaryumda yaptıgımza gore. (balıga gore degisir)
Konumuz su degerlerine geliyor.Yuksek oranda nitrat ve amonyak suyumuz çok zehirler ve kirletir buda yavrularımızı toplu ölüme kadar götürür.Fakat Güzel dengelenmis bir akvaryumda zaten, nitrat ve amonyak yok.

Bizler üretici degiliz. Eklemek gerekirki yavrularımızı 1 ayda satıs boyuna getirmek gibi dertlerimiz yok. Yavas yavas dogasındaki gibi büyümeleri daha çok hosuma gider ve gidiyorda.Boyle saglıklı ortamlarda büyümüs yavrular çok daha uzun süre yasıyor.Onurun bu konudaki tezini okumanızı öneririm. Onurcum burayada ekliyebilirsin.
CoryCory2009-03-23 19:35:05

Üye imzalarını sadece giriş yapan üyelerimiz görebilir

RüzgardegirmeniÇevrim Dışı

Kıdemli Akvarist
Kayıt: 12/04/2006
İl: Manisa
Mesaj: 5919
RüzgardegirmeniÇevrim Dışı
Kıdemli Akvarist
Gönderim Zamanı: 23 Mart 2009 20:03

Peki Altaycım hemen yazayım.TebessümŞimdi aslında konu çok karmaşık ve belki de ufak bir kitap yazılacak kadar derin ve ayrıntılı bir konu ama biz sadece çok basitçe bahsedeceğiz ve çok azını anlatma şansımız olacak.

Balıklarımızın doğada belirli bir ömürleri var.5-10-20..artık her neyse.Bir çoğumuz balıklarımızın belirtilen ömürlerde yaşamadığını söylüyoruz ve bunu daha çok doğal ortamı sağlayamadığımıza bağlıyoruz.Aslında kısmen doğru bir şey.Çünkü sudaki azotlu bileşiklerin oranı ne kadar düşükse alınan yemden faydalanma oranı da o kadar fazladır.Tabi yine artan fosfat silikat gibi iyonlar da gelişimi olumsuz yönde etkileyebilmektedir.Mesela sudaki fosfat artışı sinirleri tahrip ederek aynı zamanda hareket bozukluklarına yol açar.Tabi bu çok ilerlemiş bir safhası durumun.
 
Piyasada satılan dünya kadar kaliteli yem var.Biz de belirtilen oranlarda sürekli olarak balığı yemliyoruz.Peki balık doğada bu kadar yiyecek bulabiliyor mu?Bulamıyorsa napıyor,zayıf mı düşüyor?Doğa bizim de balıklarımıza olduğu kadar cüretkar mı?Burda "hayır"cevabını vermeliyiz.Çünkü hepimiz biliyoruz ki doğada balıklar çok az besinle idare ediyor,sağlıklı yaşıyor,aynı zamanda üstüne üstlük bir de ürüyor.Çünkü doğada oksijen yukarı seviyede ve azotlu bileşikler çok alt düzeylerde.Bu nedenle besinden yararlanım çok yüksek düzeylere çıkıyor ve bu ,büyüme hormonlarının da yardımıyla gelişmeye harcanıyor.Bu süreç zarfında fazla yüklenen besinden dolayı balığın iç organları,özellikle karaciğeri hasar görmüyor.Karaciğer ise çok ciddi bir organdır.Birçok şeyi düzenlemede görev alır.Fazla besin yüklemesinden dolayı genelde karaciğere yükleniliyor.Bu da beraberinde non-alkolik(alkolik olmayan)karaciğer yağlanmasını ve yağlanmayı getiriyor.Karaciğerin yağlanması bir sürü şeyin işlevinin yavaş gerçekleşmesi demektir.Aynı zamanda da balığın normalden erken ölmesi.
 
Şimdi küçük bir örnekle devam edelim.Ian Fuller-dünyadaki en bilgili corydoras bakıcılarından ve catfish study group üyesi aynı zamanda-ile görüşürken bu olay üzerine konu açıldı,o da kendisinden örnek verdi.Bundan tam 20 yıl önce kendisi gibi akvarist olan arkadaşıyla bir iddiaya girmişler.Ian Fuller yukarıda bahsettiğim gibi doğal ortamını oluşturup daha az yemlemeyle balıklardan toplamda daha fazla sayıda yumurta ve daha fazla sayıda ve daha kaliteli yavru alacağını söylemiş.Arkadaşı da cama cam akvaryumda bakıp yemlemeye yüklenerek aynı şeyi iddia etmiş.İlk başta sanki arkadaşının galip geleceği düşünülüyor ama tutulan kayıtlar farklı bir sonucu ortaya çıkarmış.Aynı sayıda ve aynı batından,mümkün olduğu kadar aynı özellikte seçilen 10 genç birey bu şekilde beslenmeye başlanmış kişiler tarafından.Daha sonra dişi ve erkek oranları belli olduğu üzere sayı daha da sınırlandırılmış.Geriye sadece 1 dişi 2 erkek kalmış iki tarafta da.
 
Ian Fuller'ın sterbaileri 20 yaşındayken ölmüş ve 16 yaşındayken üremeden kesilmiş.Arkadaşınınki ise 12 yıl yaşayıp 8 yaşında üremeden kesilmiş.Sürekli olarak tuttukları kayıtlara göre Ian Fuller arkadaşından toplamda %60 daha fazla yumurta ve %70 daha fazla sayıda ve kalitede yavru almış.Bu deneyden sonra ise kesinlikle bu şekilde bakılmasını öneriyor her şeyin.
 
Saygılar...

Üye imzalarını sadece giriş yapan üyelerimiz görebilir

BalıkkralÇevrim Dışı

Kayıt: 21/11/2005
İl: Istanbul
Mesaj: 202
BalıkkralÇevrim Dışı
Gönderim Zamanı: 24 Mart 2009 16:33
 
Burada söylediğim  daha doğrusu  söylemeye çalıştığım bir çok şeyi bir başka konuyu incelerken Yiğit Bey (Yiğit Semerci)'in çok açıklayıcı bir şekilde kaleme aldığını gördüm. Kendisinin bir kaç yazısından derleme alıntı yaptım.  Çok faydalı olacağını düşündüğüm benim söylediklerimin ötesinde de bilgiler barındıran, makale tadında bir yazı okumanızı öneririm...
 
Saygı ve Sevgilerimle...
 
[QUOTE=YBN]

Dış filtre olan bir akvaryumda, iç filtre olana nazaran nitratın daha fazla çıkması normaldir. Fakat amonyak ve nitrit testi yapıldığında da iç filtre olan akvaryumda bu değerler daha yüksek çıkacaktır. Bu aslında dış filtrenin görevini yaptığı anlamına gelir fakat dış filtrenin dezavantajı temizliğinin daha zor oluşu ve içerisindeki atıkların daimi çürümeye devam etmesi ve doğal olarak döngü sonucunda nitrat oranının artmasıdır. Fakat aynı olay iç filtrede olsaydı, aynı birim zamanda canlılar çürüme dolayısıyla oluşacak amonyak yüzünden mefta olabilirlerdi :P

Derin Kum yatağı tatlı su akvaryumlarında da işler, yeterki kumun altında oksijensiz bir ortam oluşturulabilsin. Kendi akvaryumumda bu tekniği uyguluyorum çünkü hiç dip çekimi yapmıyorum. Kurulumdan bu yana 1 yıldan fazla zaman geçti ve halen sistem çökmedi. Fakat bitkili bir akvaryumda derin kum yatağı uygulanacaksa alt kesim kumun ince üst kesimin kökler için görece kalın taneli olması ve oksijensiz bölge oluşturmak için 10 cm hatta üzerine çıkmak gerekiyor.
 
Nitrat için en iyi çözüm bitkidir, aslında yüksek yoğunlukta bitki olan bir akvaryumda nitrifikasyon döngüsü çok iyi işlemez çünkü gerek kalmaz. Canlıların ürettiği yada çeşitli artıkların çürümesinden meydana çıkan amonyak bitkilerce tüketilir. Bitkilerin amonyağı tüketmesi nitrat'a göre çok daha kolaydır.
 
Bazı arkadaşlar bitkili bir akvaryum ile su değişimlerini azaltabileceklerini, hatta yok edebileceklerini düşünebilirler fakat buda yanlıştır, suyun içinde nitrat/nitrit/amonyak olmaması o suyun yapısını belirlemez, özellikle bitkili akvaryumlarda suyun mineral yapısının tazelenmesi için yine su değişimi yapılır. Yani su değişiminden kaçmanın yolu yok :D Fakat bitkiler sayesinde azaltılabilir ki, yine testler ve sonuçları baz alınarak yapılmalıdır.
 
Yoğun bitkili, canlı yükü oldukça az bir akvaryum kuruyorsanız, akvaryum taban alanı geniş ve DSB uygulanıyorsa basit bir iç filtre yada kafa motoru kullanılarak hafif bir akıntı oluşturularak dış filtre yada sump'a gereksinim olmaz. Burada tüm filtrasyon işlemi akvaryum içinde hallolmaktadır fakat kritik nokta canlı yükünün çok az olmasıdır.
 
Fakat bu söylediklerimden bazı arkadaşlar iki bitki dikip, bol kum kullanınca dış filtreye gerek kalmadığı anlamını çıkarmasınlar. Filtre ihtiyacı olmayan akvaryum kurmak mümkündür fakat bunu ancak tecrübeli akvaristlerin denemesini tavsiye ederim. Çünkü sistem kolaylıkla bozulabilir veya eklenen bir, evet sadece bir balık sisteme fazla gelebilir.
 
DSB uygulamasını simdiye kadar kurduğum nano akvaryumlar dahil tüm akvaryumlarımda uyguluyorum. Bitkili bir akvaryumda DSB uygulaması aslında zor bir uygulama çünkü bitki eklemek/çıkarmak istediğinizde kumu bozmuş olacaksınız. Bunun en kolay yolu sabit bir oksijensiz bölge alanı ayırmak. Ben bunu büyük tankımda tankın yarısından çoğunu parvula kaplıyarak sağladım. Parvula'ların bulunduğu alana hiçbir müdahalem olmuyor, bir süre öncesine kadar bu alan glosso kaplıydı ve sistemin işlediğini gözümle görebiliyordum, glosso'ları söküp parvula diktiğimde sistem bozuldu fakat şu sırada tekrar işlemeye başlamış durumda. Diğer bitkileri diktiğim alanın ise kum yüksekliği çok daha fazla, bir bitkiyi söktüğümde tabana verdiğim hasar oldukça az. Tabi böyle bir uygulama ancak büyük ebatlı akvaryumlarda olabilir.
 
Azot döngüsünde olay sadece bakterilerin değil, çünkü amonyak üreten kaynak sadece beslediğimiz canlılar değil. Akvaryumda çürüyen bitki kalıntıları da, yenemeyip dipe çökmüş yem artıkları da amonyak kaynakları.  Sistemin ise bir şekilde kendini düzene oturtup ortamdaki amonyak kaynaklarını stabilize etmesi gerekiyor, hernekadar biz kopmuş yaprakları vs. toplasakta canlı dışkıları ve yem artıklarının çürümelerinin stabilize olması gerekiyor. Doğa ise çeşitli canlılarla (tubifex benzeri kurtlar gibi) bu atıkları ayrıca parçalayıp çürümelerini hızlandırıyor. Büyük akvaryumlarda da benzeri bir sistem kurulduğunda (tatlı su için) bir süre sonra kum altında ayrı bir yaşam olacaktır ;) Açıkçası benim akvaryumumda kum altında bu tip bir yaşam cereyan ediyor, tubifex'e benzer fakat daha iri kurt türevleri bu atıkları daha da parçalıyorlar ve işlenerek gittikçe mikro düzeye inen bu atıklar kumun en alt tabakalarına doğru oldukça yavaş bir yolculuk geçiriyorlar. Aşırı büyüyen kurtlar ise artık kumda saklanamaz hale geliyor ve balıklar tarafından yenilerek sisteme geri dönüş sağlıyorlar :D Tatlı sudaki bu sistemde kumun üst seviyelerinin görece daha iri ve hafif yapıda olması önemli çünkü bu kesim aynı zamanda nitrifikayon bakterileri içinde yuvalanma alanı oluyor.
 
Fakat buna rağmen benim dış filtrem var ve çalışıyor çünkü canlı yükü kendini çevirebilecek bir sistemden daha fazla. Fakat akvaryum içindeki nitrifikasyon bakterilerinin popülasyonu dış filtrenin içindeki popülasyondan kat be kat daha fazladır çünkü bu bakteriler için su üzerlerinden ne kadar yavaş geçerse o kadar iyidir. Zaten hmf filtrelerinde performanslarının yüksek olmasının sebebi üzerilerindeki su akışının düşük tutulması ;) Yapılan bazı testlerde dış filtreler içinde malzeme olmadan çalıştırıldığı halde yinede nitrifikasyon döngüsünün olduğu görülmüş, bu ise asıl döngünün, yani bakteri popülasyonunun akvaryum içinde olduğu sonucunu çıkarıyor. Bu döngünün gerçekte olduğu yer akvaryumun içi ise de, bu sefer kullanılan kum önem kazanıyor. (bakteri popülasyonuna uygun olmalı)
 


[/QUOTE]

Üye imzalarını sadece giriş yapan üyelerimiz görebilir

RüzgardegirmeniÇevrim Dışı

Kıdemli Akvarist
Kayıt: 12/04/2006
İl: Manisa
Mesaj: 5919
RüzgardegirmeniÇevrim Dışı
Kıdemli Akvarist
Gönderim Zamanı: 24 Mart 2009 17:00
Öncelikle paylaşım için tekrar teşekkürler Ahmet Bey.Şimdi söyleyeceklerim belki bazı yönlerde biraz zıt olacak ama ben yine de konuya bu yönden tartışmaya devam etmek istiyorum.:)
 
Ben birkaç noktaya daha değinmek istiyorum.Çürüyen bitki artıkların özellikle amonyak değil de diazot monoksit gazı saldıkları bilgisini edindim.Ki kendim de çürüyen hiçbir şeye müdahele etmiyorum.Hani çok acemi biri olsam da olanları göremesem diyeceğim ki ben yanılıyorum ama her şey ortada.Sistem çok az su değişimiyle işliyor.Ama bunda bütün mineraller eksiliyor diye değil,bazılarının oranı azalıyor bazılarının ise artıyor diye yapıyorum.O da cüzi miktarlar.Dediğim gibi de zaten şehir sularımız oldukça mineralli genelde.Bu da balıklara yetiyor.Sonuçta yemler vasıtasıyla da çok iyi mineral girişi gerçekleşiyor.Dolayısıyla balık sudan çok bir şey çekmeye gerek duymuyor.E bu da ancak bitkileri ilgilendirir düzeyde bir durum haline geliyor.Sürekli de buharlaşan suyun eklemesi yapıldığı için bir eksiklik hissedilmiyor.Hissedilse 8 aydır ortaya çıkardı.Aynı zamanda da bir sürü kişiye rotala yolladım.Bitkilerin nasıl durumda olduğunu onlar da görmüştür.
 
Saygılar diliyorum...

Üye imzalarını sadece giriş yapan üyelerimiz görebilir

BalıkkralÇevrim Dışı

Kayıt: 21/11/2005
İl: Istanbul
Mesaj: 202
BalıkkralÇevrim Dışı
Gönderim Zamanı: 24 Mart 2009 17:33
Öncelikle yanıt için ben teşekkür ederim... Tabi hem fikir olmadığımız noktaların olması da aynı düşünceyi paylaştığımız noktaların olması kadar gayet doğal...
Eğer edindiğiniz bilgi doğru ise yani ''Çürüyen bitki artıkların özellikle amonyak değil de diazot monoksit gazı saldıkları'' diazot monoksit gazının etkilerini de araştırmak lazım...
 
Bütün mineraller eksiliyor diye değil,bazılarının oranı azalıyor bazılarının ise artıyor diye çok sınırlı su eklediğinizi belirtmişsiniz. Zaten ben de hiçbir zaman bütün minerallerin eksildiğini ifade etmek istemedim, kastım tabii ki bazı minerallerdi. Ve yine tabii ki bazı mineraller de artıyor... Ama istediğimiz mümkün mertebe dengeyi kurup aşırı artış ve azalışları minumuma indirmek... Bu konuda aslında hemfikir oldumuzu düşünüyorum. 
 
Farkımız sanıyorum; ben su ilavesinin balık gelişimine olan etkisinin çok önemli olduğunu savunuyorum, siz ise bunun tolere edilebileceğini düşünüyorsunuz. (ben sizin sisteminizde de yapılacak olası azar azar belirli periyotlarlu su yenilemesinin özellikle çok sağlıklı gelişim gösterdiğini söylediğiniz balıklarınızın daha da iyi gelişimesini sağlayacağı görüşündeyim).
 
Ve bir farkımız da ben akvaryumunuzun dengesini sağlamasında daha çok payı bitkilere ve kuma yüklerken siz sanıyorum tortularınıza yüklüyorsunuz. (Tortuların hiç katkısı yok demiyorum, artı ve eksileri var tabii ki...)
 
Ve yararlı olacağını düşündüğüm bir yazı daha;
Bu yazı ise Tunç Ali Kütükçüoğlu'na ait Bilyap' ta yayınlanmış bir yazı:
 
  • Azot zinciri
    Biyolojik arınma: Başrolde bakteriler, yanrolde bitkiler
    Kum, filtre malzemesi, bitki yaprakları gibi yüzeylere yerleşen aerobik (oksijenle soluyan) ve anaerobik (oksijensiz soluyan) bakteriler akvaryumdaki çeşitli biyolojik dönüşümleri gerçekleştirirler. Bu dönüşümler sırasında sudaki balık dişkısı ve üresi, artık yemler, çürüyen bitki yaprakları gibi organik artıklar en küçük yapı taşlarına kadar ayrıştırılırlar. Bu ayrışım ürünlerinin bir kısmı bitkiler tarafından besin maddesi olarak değerlendirilir (örneğin nitrat NO3 ), bir kısmı gaz
    halinde havaya karışır (örneğin azot gazı N2 ), bir kısmı da suda birikir. Düzenli su değişimlerinin en önemli yararı bu biriken maddelerin konsantrasyonlarının belli sınırların altında tutulmasıdır.

  • Aerobik (oksijenli soluyan) ve anaerobik (oksijensiz soluyan) bakteriler
  • Yeni kurulan bir akvaryumda ancak aerobik ve anaerobik bakteri gruplarının uyumlu çalışmaları sonucu zamanla biyolojik denge kurulur. Bu uyumu sağlayabilmek için filtre malzemelerinin çoğu hem aerobik hem de anaerobik bakteri kolonilerine uygun ortamlar sağlayacak şekilde üretilir. Kumda ya da filtre malzemesi içinde su dolaşımının hızlı olduğu bölgelerde yeterince oksijen bulunur ve buralarda anaerobik bakteriler yerleşir. Su dolaşımının yavaş olduğu bölgelerde ise oksijen azlığı nedeniyle daha çok anaerobik bakteriler kolonileşir.
  • Bir akvaryumdaki en temel biyolojik dönüşümlerden biri azot zinciri adı verilen azotlu bileşiklerin bakterilerce ayrıştırılması sürecidir.
    Etkin bir biyolojik filtrasyon için gerekenler:
  • İyi havalandırma; suda yeterince oksijen bulunması. Oksijen sadece havalandırmadan değil bitkilerden de gelebilir.
  • Akvaryumda ve filtre malzemelerinde aerobik arıtım bakterilerinin yerleşebileceği yeterince yüzey bulunması (geniş filtre hacmi, kum). Birim hacim başına geniş yüzeylere sahip seramik köpüğü, cam köpüğü gibi biyolojik filtre malzemeleri.
  • Düzenli filtre temizliği
  • Amonyum ve amonyak
    Akvaryumda yaşayan balık, bitki ve diğer canlıların organik artıklarının parçalanması sonucu amonyum (NH4) ve amonyak (NH3) oluşur. Amonyak amonyuma göre çok daha zehirlidir. Sudaki amonyak konsantrasyonu
    0.1 mg/litre 'nin üzerine çıkarsa akvaryum canlıları için tehlike çanları çalmaya başlar. Suyun pH değeri yükseldikçe, yani su alkalileştikçe, ve sıcaklık yükseldikçe amonyumun amonyağa göre oranı yükselir. Yani, akvaryumda pH ve sıcaklık yükseldikçe etkin bir biyolojik filtrasyon daha da önem kazanır.

    Örneğin pH derecesinin yüksek olduğu (yaklaşık 8.3) deniz akvaryumlarında, bir de deniz canlılarının tatlı su balıklarına kıyasla amonyağa karşı daha hassas oldukları göz önüne alınırsa, amonyum/amonyak bileşiklerinin düşük konsantrasyonda tutulmasına daha da büyük özen göstermek gerekir.

    Aşağıdaki tabelada pH ve sıcaklık faktörlerine bağlı olarak sudaki zehirli amonyağın, amonyum/amonyak toplamına göre yüzde (%) olarak payını görebilirsiniz.

    % Amonyak / (Amonyum + Amonyak)


    Sıcaklık ° C
    pH 22 24 26 28
    7.8 2.8 3.2 3.6 4.0
    8.0 4.3 5.0 5.6 6.2
    8.2 6.7 7.7 8.5 9.3
    8.4 10.2 11.6 12.9 14.0

    Nitrit ve nitrat
    İkinci aşamada aerobik nitrosomonas bakterileri amonyum ve amonyağı nitrite (NO2) dönüştürürler. Üçüncü aşamada da yine oksijenli solunum yapan nitrobacter bakterileri nitriti nitrata (NO2) çevirirler. Fazla miktarları balık sağlığını ve gelişimini olumuz etkilemekle birlikte, nitrat, nitrite göre çok daha az zehirli bir bileşiktir. Ayrıca nitrat birçok akvaryum bitkisi tarafından besin maddesi olarak kullanılabilir.

    Yüksek nitrat konsantrasyonu balıklarda bağışıklık sisteminin zayıflamasına ve büyümenin durmasına neden olabilir. Bu yüzden, özellikle genç balıkların yetiştirildiği akvaryumlarda nitrat konsantrasyonunu düşük tutmak için bitki, etkin anaerobik biyolojik filtrasyon ve düzenli su değişimleri çok önemlidir.

    Anaerobik filtrasyon derken: Bazı biyolojik filtre malzemelerinin hem aerobik (oksijenle soluyan) hem de anaerobik (oksijensiz soluyan) bakteri kolonilerini barındırabilme özellikleri vardır. Genelde filtre malzemeleri arasında su dolaşımının hızlı olduğu oksijence zengin bölgelerde aerobik, su dolaşımının yavaş olduğu oksijence fakir olduğu bölgelerde ise anaerobik bakteriler kolonileşirler. Bu anaerobik bakteri gurupları nitratı da parçalayarak çoğu uçup havaya karışan azot gazına dönüştürürler. Son yıllarda su çıkışının özellikle çok yavaş ayarlandığı bazı nitrat filtreleri piyasaya çıkmıştır.

    Sudaki amonyak konsantrasyonu 0,1 mg/litre'yi aşarsa balıklarda olumsuz etkileri görülmeye başlanır. Nitrit konsantrasyonu 0,5 mg/litre'nin üzerine çıkarsa balıklar için zehirlidir. Nitrat ise 25 mg/litre'yi aşmamalıdır.

    Tehlikeli üst sınırlar:

    Amonyak 0.1 mg/litre
    Nitrit 0.5 mg/litre
    Nitrat 25 mg/litre

    Akvaryum: Ekosistem
    Biyolojik dengesi oturmuş bir akvaryum, balığı, bitkisi, bakterileri ve diğer mikrobik canlılarıyla birlikte, unsurları biribirleriyle uyum içinde çalışan tek bir organizma ya da ekosistem gibi düşünülebilir. Bu uyum bozulursa kötü sonuçları şaşılacak kadar çabuk görülür. Örneğin akvaryuma bilinçsizce atılan bir ilacın nitrobacter grubu bakterileri öldürdüğünü, böylece nitriti nitrata dönüştüren dönüşüm zincirinin kırıldığını varsayalım. Böyle bir durumda nitrit konsantrasyonu 6-12 saat içinde sıfırdan balıklar için zehirli olacak düzeylere (0.5 mg/litre üzeri) çıkabilir.

    Biyolojik dengenin tam anlamıyla oturması zaman alır
    Akvaryumda azot zincirinin dışında bir kısmı hala bilimsel olarak açıklanmamış birçok biyolojik dönüşüm süreci yer alır. Bitki köklerinin de karıştığı bu karmaşık dönüşümlerin yer aldığı akvaryum kumunda dengelerin tam anlamıyla kurulması 6 ay ile 1 yıl arası bir zaman alabilir.

    Nitrit konsantrasyonu; biyolojik dengenin bir göstergesi
    Yeni kurulmuş bir akvaryumda çok az sayıda bakteri olduğu için biyolojik dönüşümler başlangıçta çok yavaş olur. Özellikle dengenin henüz kurulmamış olduğu bu kritik devrede akvaryum testleriyle suyun amonyak, nitrit ve nitrat değerlerini ölçmek yerinde olacaktır. Biyolojik dönüşüm zincirinin kurulup kurulmadığını anlamak için ölçülebilecek pratik bir indikatör (gösterge) sudaki nitrit konsantrasyonudur. Yeni kurulmuş bir akvaryumda ilk önce nitrit bir noktaya kadar artar, sonra nitriti nitrata dönüştüren nitrobacter bakterilerinin sayısı yeterli bir düzeye ulaştığı zaman düşmeye başlar; bir süre sonra da hemen hemen sıfıra iner.
    Yazan: Tunç Ali Kütükçüoğlu


    Üye imzalarını sadece giriş yapan üyelerimiz görebilir

    RüzgardegirmeniÇevrim Dışı

    Kıdemli Akvarist
    Kayıt: 12/04/2006
    İl: Manisa
    Mesaj: 5919
    RüzgardegirmeniÇevrim Dışı
    Kıdemli Akvarist
    Gönderim Zamanı: 24 Mart 2009 17:41
    Yazıyı okudum,hepsi daha önce de bildiğim şeylerdi ancak yine de teşekkürler.
     
    Diazot monoksit gazı esas olarak zararlı bir gaz değildir.Yani canlılarda direkt olarak etkisi yok.Bazı özellikleri var.Sudan çıkarken belirli bir miktar ısıyı da beraberinde taşır ve diazot monoksitin sıcaklık kapasitesi çok yüksektir.Hatta sera gazları arasında en tehlikelilerindendir.CO2'den 180 kat daha fazla ısı kapasitesine sahiptir.
     
    Akvaryumumda bir adet pipo filtre var ama artık su çıkışı yok.Yani olsa da olur olmasa da olur şeklinde duruyor akvaryumda.Bakterilerin ise yerleştiği alanların tortular olduğuna eminim.Özellikle ayrıştırıcı bakteriler tortuda kolonileşiyor.Bizzat laboratuara götürüp incelemiş birisiyim.Çok sayıda bakteri tortu parçacıklarına tutunmuş şekilde duruyor.Diş hekimliğinde okuduğum için de bu tip şeyleri yapmak benim için çok zor olmuyor.
     
    Cüce vatozun çok dışkıladığını hepimiz biliriz.Buna rağmen dışkılar çok büyük bir hızla tortuya dönüştürülüyor.Bir gördüğümü bir gün sonra göremiyorum.Elbette ki bitkilerin büyük etkisi var,ben bunu asla azımsamıyorum ama plankton boyutundaki canlıların da çok yüksek düzeyde işlev gerçekleştirdiğine inanıyorum.Çünkü bundan birkaç ay önce tortunun tamamını çekip olanları görmek istediğimde bazı şeyler kötüye doğru meyil almaya başladığna şahit oldum.Bu nedenle tortu üzerinde duruyorum.
     
    Saygılarımla...
    unotim1232009-03-24 18:56:30

    Üye imzalarını sadece giriş yapan üyelerimiz görebilir

    CoryCoryÇevrim Dışı

    Özel Üye
    Kayıt: 07/11/2008
    İl: Kocaeli
    Mesaj: 465
    CoryCoryÇevrim Dışı
    Özel Üye
    Gönderim Zamanı: 24 Mart 2009 19:13
    Biz asla tortuyu tek eleman olarak savunmuyoruz.En basında Azotun bitkiler tarafından geri dönüsümü saglanıyor.Sistemdeki En büyük yük Bakteri kolonileri ve bitkilerin oluyor.Bizimde bu kapasiteyi arttırmak için cesitli yollara bas vurmamız gerekiyor. Dogayı taklit ederek buldugumuz bu yol ise, bakteri kolonilerini tortularda tutmak. Çok miktarda azot kullanan bitkileride akvaryuma bolca eklemek.Ve tabiki bu döngüyü saglamak için artık yükünü minimumda tutmak.

    Üye imzalarını sadece giriş yapan üyelerimiz görebilir