Rio Negro Biyotop Konusuna Köktencibir Yaklaşım:)


GhostKoiÇevrim Dışı

Özel Üye
Kayıt: 25/02/2012
İl: Antalya
Mesaj: 5626
GhostKoiÇevrim Dışı
Özel Üye
Gönderim Zamanı: 18 Ocak 2026 00:20
Hiç kalkışmadığım fakat forumda güzel örneklerini sergileyen arkadaşlarıma özendiğim bir biyotop tankı kurmaya heves ettim geçenlerde.

Önce haritadan yurdumuzda şöyle ılıman güney yörelerinden erişimi kolay bir akarsu, bir göl bakınayım dedim. İnternet kaynakları ya yetersiz ya da canlılar pek bulunası değildi. Köyceğiz gölü- Dalyan'ı gözüme kestirmiştim ki, tuzlu su olduğunu görünce çark ettim.

O zaman yurtdışına gözümü çevirdim. Zaten cüce kerevit besliyorum, öyleyse zahmetsizce Meksika'dan bir yer bulurum herhalde dedim. Dünyanın en yüksek göllerinden olan Titicaca gölüne bakınırken oradaki tek endemik canlının soyu tükenmekte olan bir killifish olduğunu görerek vazgeçtim. Güneydeki chiapas eyaletinde Lacandon cangılındaki sulak alanları bir süre inceledim. Fakat buralar da meşhur bir uyuşturucu karteliyle EZLN-Zapatista Ulusal Kurtuluş Ordusu arasında parsellenmiş durumdaydı.

Mecburen gözümü Amazon havzasına çevirdim. Zaten son zamanlarda bu bölgeyle ilgili çok sayıda biyotop çalışması var. Bölgenin tarihçesi ve Amazonun kolları arasındaki geçişler eskiden beridir ilgimi çekiyordu zaten. Peru dağlarından doğan Amazon birçok akarsuyla birleşerek güçleniyordu. Kuzeyden gelen Rio Negro bu önemli kollardan biriydi. Rio Negro bir yandan Amazon'a bağlanırken bir yandan da kuzeyde Venezuella topraklarından Atlas okyanusuna dökülen Orinoco nehriyle birleşiyordu. Bu su yolu tarihsel bir hikaye nedeniyle her zaman ilgimi çekmişti. Hikayeye daha sonra geleceğim umarım.

Neyse işte, bu geçişkenliği gözlerimle görmek için uydu haritasından takip etmeye karar verdim. Rio Negro'nun Amazon'la buluştuğu noktadan itibaren milim milim haritadan yukarı çıktım. Kuzeybatıya giderken yönüm kuzeye çevrildi, bir de baktım doğuya gidiyorum. Sonra tekrar kuzeye giderek sonunda Brezilya topraklarından çıkmayı başardım. Rio Negro uzunca bir süre Kolombiya-Venezuella arasındaki sınırı oluşturarak akmaya devam etti. Bu arada sürekli yön değiştiriyordu. Bir ara Kolombiya içlerinde güneye doğru epey yol katettim. Batıya da gittiğim oldu. Bir noktadan sonra ise Rio Chamasiqueni adıyla devam etti. Sonra hoop! Kolombiya içlerinde ormanlık alanda ortadan kayboldu. Daha doğrusu ben kaybolmuş oldum.

Fakat yılmadım, bu kez Orinoco Nehri deltasından yola çıkıp yolu tersten izleyip Rio Casiquare aracılığıyla Rio Negro'ya ulaşmayı başardım. Niye bu kadar uğraştığımın hikayesini sonra anlatıcam umarım.

Suyun yolculuğu doğada da, insan vücudunda da benzer şekilde gerçekleşiyor. Bir dokuyu besleyen birden fazla damar yolu olabiliyor. Ya da yapay olarak açılabiliyor.

Devam edecek (umarım).

Beğenenler: [T]240932,Ehtiyar[/T][T]259737,fishhyy[/T][T]232050,Mirza Adar [/T][T]70376,KaanE[/T]
Teşekkür Edenler: [T]240932,Ehtiyar[/T]

Üye imzalarını sadece giriş yapan üyelerimiz görebilir

GhostKoiÇevrim Dışı

Özel Üye
Kayıt: 25/02/2012
İl: Antalya
Mesaj: 5626
GhostKoiÇevrim Dışı
Özel Üye
Gönderim Zamanı: 10 Saat 15 Dakika önce
Şimdi gelelim Amazon/Rio Negro/Orinoco arasındaki su yollarının keşif hikayesine. Esas anlatmak istediğim buydu belki de.

AGUİRRE "Deli Herif" YA DA YENİ BİR SU YOLUNUN KEŞFİ:

Sene 1559. O günlerde Peru, uzun yıllardır süren bir iç savaştan yeni çıkmıştı. Fetihlerin nimetlerinden yararlanamadıkları için halinden hoşnutsuz bir sürü maceracı, uyumsuz, ayrılıkçı, başıbozuk, asi, haydut İspanyol'la doluydu. Hem bir işe yaramadan oturuyorlar, hem de kargaşa çıkarıyorlardı. Ortalıkta dolaşan El dorado (altın adamın ülkesi) söylentileri herkesin gözlerini yuvalarından etmeye yetiyordu. İç bölgelerden gelen ufak altın eşyalar ve söylentiler herkesi heveslendiriyordu. Vali Mendoza bu maceracıları başından def etmek ve böylece bir taşla iki kuş vurmak için ormanın derinliklerine bir keşif seferi düzenletmeye karar verdi. Yerlilerin saldırıları ya da tropik hastalıklarla ortadan kalkmaları ya da kaybolmaları durumunda onlardan kurtulmuş olacaktı. Eğer ki şans eseri başarılı olup da Majesteleri II. Felipe'ye yeni bir sömürge kazandırabilirlerse, bu ayak takımı zengin ve soylu kişiler haline geleceklerdi.

Felipe de ilginç bir kraldı ha. Tabii bir kral ne kadar ilginç olabilirse o kadar. Koyu bir Katolik olarak Avrupa’yı babası Charlemagne gibi tek taç altında toplamaya çalışmış, bunun için Fransızlar ve Türklerle savaşmış, evlilikler yoluyla İngiltere’yi kontrol altında tutmaya çalışmış ve başarısız olmuş, sömürge valilerinin kötü yönetimi ayaklanmalara yol açmış, son yıllarını hayal kırıklıkları içinde babası gibi bir manastırda inzivaya çekilerek geçirmişti. Batı Akdeniz’in egemenliğini almak üzere giriştiği haçlı savaşında Cerbe’de büyük hezimete uğramış, sonra rövanşını İnebahtı’da almışsa da, 250 bin asker ve dev bir donanmayla geldiği İngiltere’de evlilik teklifini reddeden Elizabeth’e yenilmiş, bütün bu savaşlarda kazandığı toprakları da kaybetmişti. Sömürgelerden gelen kaynakları bu savaşlar yolunda çarçur etmişti. Kendisiyle beraber İspanyol emperyalizminin altın çağı da sona ermiş sayılır.

Ah Aguirre! Kötülüğün beden bulmuş hali... Kısa boylu, zayıf, çirkin, sıradan suratlıydın sen. İyiliğin ve dürüstlüğün düşmanıydın, uyumsuz, kavgacı ve uzlaşmazdın. Aşağılık ve kötü şöhretli kim varsa senin arkadaşın ve suç ortağındı. Sahtekâr, kalleş ve hilekârdın. Sözünde asla durmayan biriydin. Katolik yazarlarımız arkandan belki de Lutheryan bir din karşıtı(!) hatta daha da ötesi ruhunu Lucifer'e emanet etmiş bir Satanist olduğunu bile yazdılar. Çok dayanıklıydın, özellikle de sıkı çalışmaya ve uykusuzluğa. Çok ağır yükler taşıyarak saatlerce yürüyebilirdin. Kat kat zırhlar giyer, ağır silahlar kuşanırdın. Bu sefere katıldığında 50 yaşlarındaydın.

Daha önce Peru'nun kanlı iç savaşlarında dövüştüğün, Gonzalo Pizarro'nun idaresinde cellatlık yaptığın ve El Loco, "Deli Herif" takma adını kazandığın söyleniyor. 1548'de bir grup yerliye yaptığın conquistador standartlarını bile aşan işkencelerden dolayı yerel yönetici tarafından 200 kırbaçla cezalandırıldığın, bu onur kırıcı cezanın intikamını 3 yıl sonra yöneticiyi bıçakla öldürerek aldığın söyleniyor. (İspanyol tarihçi Garcilaso de Vega çok sonraları kalemi eline aldığında onu bu cümlelerle tanımlıyor.)

Tarih sayfalarına böylesine kötü biri olarak geçen Aguirre gerçekten bu kadar kötü müydü merak ediyorum. Caligula'ya, Robespierre'e benzetilen bir kan dökücü, bir kaçık, bir psikopat mıydı, bugün psikiyatrist karşısına çıkarılsa "antisosyal kişilik bozukluğu" tanısı alacağına kesin gözüyle bakılabilecek bir kişi miydi? Eldeki kaynakların onu yerin dibine sokuyor olması sağlıklı bir yorum yapmayı güçleştiriyor. Cortez'in, Pizarro'nun ve bir sürü çağdaşının yaptığı onca kıyımlar varken, belki de merkezi otoriteye karşı ayaklandığı için günah keçisi rolünü ona biçiyordu tarih yazanlar. Bugün Venezuella’da, Peru’da ve belki daha başka yerlerde anısına hürmeten dikilmiş heykelleri vardır.

Keşif ekibi Eylül 1559'da dört yüz İspanyol, beş yüz at, iki bin yerli köle ve az sayıda kadınla, "Omagua ve El Dorado ülkelerinin valisi" ünvanlı Ursua'nın liderliğinde yola çıktı. Kadınlardan biri Ursua'nın sevgilisi Dona İnez, biri de Aguirre'nin melez kızı idi. Ursua tecrübesiz, kibirli, beceriksiz ve acımasız bir yöneticiydi. Zamanının çoğunu geziye liderlik etmek yerine sevgilisiyle aşk yapmaya ayırıyordu. Zorlu arazide aylarca süren yolculukta erzakın azalması ve hazinelerin varlığına dair izlere pek rastlanmaması adamlarda hoşnutsuzluk yarattı. Zaten başıbozuk bir güruhtan ibaret olan keşif ekibinde homurdanmalar başladı.

Altın ve gümüşten binalar bulmayı bekledikleri Omagua'da derme çatma sazdan kulübeler ve saldırgan, yoksul yerliler bulduklarında isyan duyguları iyice kabarmıştı.

Devam edecek (umarım).

Beğenenler: [T]232050,Mirza Adar [/T][T]70376,KaanE[/T]

Üye imzalarını sadece giriş yapan üyelerimiz görebilir