Rio Negro Biyotop Konusuna Köktencibir Yaklaşım:)


GhostKoiÇevrim Dışı

Özel Üye
Kayıt: 25/02/2012
İl: Antalya
Mesaj: 5664
GhostKoiÇevrim Dışı
Özel Üye
Gönderim Zamanı: 18 Ocak 2026 00:20
Hiç kalkışmadığım fakat forumda güzel örneklerini sergileyen arkadaşlarıma özendiğim bir biyotop tankı kurmaya heves ettim geçenlerde.

Önce haritadan yurdumuzda şöyle ılıman güney yörelerinden erişimi kolay bir akarsu, bir göl bakınayım dedim. İnternet kaynakları ya yetersiz ya da canlılar pek bulunası değildi. Köyceğiz gölü- Dalyan'ı gözüme kestirmiştim ki, tuzlu su olduğunu görünce çark ettim.

O zaman yurtdışına gözümü çevirdim. Zaten cüce kerevit besliyorum, öyleyse zahmetsizce Meksika'dan bir yer bulurum herhalde dedim. Dünyanın en yüksek göllerinden olan Titicaca gölüne bakınırken oradaki tek endemik canlının soyu tükenmekte olan bir killifish olduğunu görerek vazgeçtim. Güneydeki chiapas eyaletinde Lacandon cangılındaki sulak alanları bir süre inceledim. Fakat buralar da meşhur bir uyuşturucu karteliyle EZLN-Zapatista Ulusal Kurtuluş Ordusu arasında parsellenmiş durumdaydı.

Mecburen gözümü Amazon havzasına çevirdim. Zaten son zamanlarda bu bölgeyle ilgili çok sayıda biyotop çalışması var. Bölgenin tarihçesi ve Amazonun kolları arasındaki geçişler eskiden beridir ilgimi çekiyordu zaten. Peru dağlarından doğan Amazon birçok akarsuyla birleşerek güçleniyordu. Kuzeyden gelen Rio Negro bu önemli kollardan biriydi. Rio Negro bir yandan Amazon'a bağlanırken bir yandan da kuzeyde Venezuella topraklarından Atlas okyanusuna dökülen Orinoco nehriyle birleşiyordu. Bu su yolu tarihsel bir hikaye nedeniyle her zaman ilgimi çekmişti. Hikayeye daha sonra geleceğim umarım.

Neyse işte, bu geçişkenliği gözlerimle görmek için uydu haritasından takip etmeye karar verdim. Rio Negro'nun Amazon'la buluştuğu noktadan itibaren milim milim haritadan yukarı çıktım. Kuzeybatıya giderken yönüm kuzeye çevrildi, bir de baktım doğuya gidiyorum. Sonra tekrar kuzeye giderek sonunda Brezilya topraklarından çıkmayı başardım. Rio Negro uzunca bir süre Kolombiya-Venezuella arasındaki sınırı oluşturarak akmaya devam etti. Bu arada sürekli yön değiştiriyordu. Bir ara Kolombiya içlerinde güneye doğru epey yol katettim. Batıya da gittiğim oldu. Bir noktadan sonra ise Rio Chamasiqueni adıyla devam etti. Sonra hoop! Kolombiya içlerinde ormanlık alanda ortadan kayboldu. Daha doğrusu ben kaybolmuş oldum.

Fakat yılmadım, bu kez Orinoco Nehri deltasından yola çıkıp yolu tersten izleyip Rio Casiquare aracılığıyla Rio Negro'ya ulaşmayı başardım. Niye bu kadar uğraştığımın hikayesini sonra anlatıcam umarım.

Suyun yolculuğu doğada da, insan vücudunda da benzer şekilde gerçekleşiyor. Bir dokuyu besleyen birden fazla damar yolu olabiliyor. Ya da yapay olarak açılabiliyor.

Devam edecek (umarım).

Beğenenler: [T]240932,Ehtiyar[/T][T]259737,fishhyy[/T][T]232050,Mirza Adar [/T][T]70376,KaanE[/T][T]240492,Orhan76[/T]
Teşekkür Edenler: [T]240932,Ehtiyar[/T]

Üye imzalarını sadece giriş yapan üyelerimiz görebilir

GhostKoiÇevrim Dışı

Özel Üye
Kayıt: 25/02/2012
İl: Antalya
Mesaj: 5664
GhostKoiÇevrim Dışı
Özel Üye
Gönderim Zamanı: 20 Ocak 2026 22:45
Şimdi gelelim Amazon/Rio Negro/Orinoco arasındaki su yollarının keşif hikayesine. Esas anlatmak istediğim buydu belki de.

AGUİRRE "Deli Herif" YA DA YENİ BİR SU YOLUNUN KEŞFİ:

Sene 1559. O günlerde Peru, uzun yıllardır süren bir iç savaştan yeni çıkmıştı. Fetihlerin nimetlerinden yararlanamadıkları için halinden hoşnutsuz bir sürü maceracı, uyumsuz, ayrılıkçı, başıbozuk, asi, haydut İspanyol'la doluydu. Hem bir işe yaramadan oturuyorlar, hem de kargaşa çıkarıyorlardı. Ortalıkta dolaşan El dorado (altın adamın ülkesi) söylentileri herkesin gözlerini yuvalarından etmeye yetiyordu. İç bölgelerden gelen ufak altın eşyalar ve söylentiler herkesi heveslendiriyordu. Vali Mendoza bu maceracıları başından def etmek ve böylece bir taşla iki kuş vurmak için ormanın derinliklerine bir keşif seferi düzenletmeye karar verdi. Yerlilerin saldırıları ya da tropik hastalıklarla ortadan kalkmaları ya da kaybolmaları durumunda onlardan kurtulmuş olacaktı. Eğer ki şans eseri başarılı olup da Majesteleri II. Felipe'ye yeni bir sömürge kazandırabilirlerse, bu ayak takımı zengin ve soylu kişiler haline geleceklerdi.

Felipe de ilginç bir kraldı ha. Tabii bir kral ne kadar ilginç olabilirse o kadar. Koyu bir Katolik olarak Avrupa’yı babası Charlemagne gibi tek taç altında toplamaya çalışmış, bunun için Fransızlar ve Türklerle savaşmış, evlilikler yoluyla İngiltere’yi kontrol altında tutmaya çalışmış ve başarısız olmuş, sömürge valilerinin kötü yönetimi ayaklanmalara yol açmış, son yıllarını hayal kırıklıkları içinde babası gibi bir manastırda inzivaya çekilerek geçirmişti. Batı Akdeniz’in egemenliğini almak üzere giriştiği haçlı savaşında Cerbe’de büyük hezimete uğramış, sonra rövanşını İnebahtı’da almışsa da, 250 bin asker ve dev bir donanmayla geldiği İngiltere’de evlilik teklifini reddeden Elizabeth’e yenilmiş, bütün bu savaşlarda kazandığı toprakları da kaybetmişti. Sömürgelerden gelen kaynakları bu savaşlar yolunda çarçur etmişti. Kendisiyle beraber İspanyol emperyalizminin altın çağı da sona ermiş sayılır.

Ah Aguirre! Kötülüğün beden bulmuş hali... Kısa boylu, zayıf, çirkin, sıradan suratlıydın sen. İyiliğin ve dürüstlüğün düşmanıydın, uyumsuz, kavgacı ve uzlaşmazdın. Aşağılık ve kötü şöhretli kim varsa senin arkadaşın ve suç ortağındı. Sahtekâr, kalleş ve hilekârdın. Sözünde asla durmayan biriydin. Katolik yazarlarımız arkandan belki de Lutheryan bir din karşıtı(!) hatta daha da ötesi ruhunu Lucifer'e emanet etmiş bir Satanist olduğunu bile yazdılar. Çok dayanıklıydın, özellikle de sıkı çalışmaya ve uykusuzluğa. Çok ağır yükler taşıyarak saatlerce yürüyebilirdin. Kat kat zırhlar giyer, ağır silahlar kuşanırdın. Bu sefere katıldığında 50 yaşlarındaydın.

Daha önce Peru'nun kanlı iç savaşlarında dövüştüğün, Gonzalo Pizarro'nun idaresinde cellatlık yaptığın ve El Loco, "Deli Herif" takma adını kazandığın söyleniyor. 1548'de bir grup yerliye yaptığın conquistador standartlarını bile aşan işkencelerden dolayı yerel yönetici tarafından 200 kırbaçla cezalandırıldığın, bu onur kırıcı cezanın intikamını 3 yıl sonra yöneticiyi bıçakla öldürerek aldığın söyleniyor. (İspanyol tarihçi Garcilaso de Vega çok sonraları kalemi eline aldığında onu bu cümlelerle tanımlıyor.)

Tarih sayfalarına böylesine kötü biri olarak geçen Aguirre gerçekten bu kadar kötü müydü merak ediyorum. Caligula'ya, Robespierre'e benzetilen bir kan dökücü, bir kaçık, bir psikopat mıydı, bugün psikiyatrist karşısına çıkarılsa "antisosyal kişilik bozukluğu" tanısı alacağına kesin gözüyle bakılabilecek bir kişi miydi? Eldeki kaynakların onu yerin dibine sokuyor olması sağlıklı bir yorum yapmayı güçleştiriyor. Cortez'in, Pizarro'nun ve bir sürü çağdaşının yaptığı onca kıyımlar varken, belki de merkezi otoriteye karşı ayaklandığı için günah keçisi rolünü ona biçiyordu tarih yazanlar. Bugün Venezuella’da, Peru’da ve belki daha başka yerlerde anısına hürmeten dikilmiş heykelleri vardır.

Keşif ekibi Eylül 1559'da dört yüz İspanyol, beş yüz at, iki bin yerli köle ve az sayıda kadınla, "Omagua ve El Dorado ülkelerinin valisi" ünvanlı Ursua'nın liderliğinde yola çıktı. Kadınlardan biri Ursua'nın sevgilisi Dona İnez, biri de Aguirre'nin melez kızı idi. Ursua tecrübesiz, kibirli, beceriksiz ve acımasız bir yöneticiydi. Zamanının çoğunu geziye liderlik etmek yerine sevgilisiyle aşk yapmaya ayırıyordu. Zorlu arazide aylarca süren yolculukta erzakın azalması ve hazinelerin varlığına dair izlere pek rastlanmaması adamlarda hoşnutsuzluk yarattı. Zaten başıbozuk bir güruhtan ibaret olan keşif ekibinde homurdanmalar başladı.

Altın ve gümüşten binalar bulmayı bekledikleri Omagua'da derme çatma sazdan kulübeler ve saldırgan, yoksul yerliler bulduklarında isyan duyguları iyice kabarmıştı.

Devam edecek (umarım).

Beğenenler: [T]232050,Mirza Adar [/T][T]70376,KaanE[/T][T]259737,fishhyy[/T][T]240492,Orhan76[/T][T]240932,Ehtiyar[/T]

Üye imzalarını sadece giriş yapan üyelerimiz görebilir

GhostKoiÇevrim Dışı

Özel Üye
Kayıt: 25/02/2012
İl: Antalya
Mesaj: 5664
GhostKoiÇevrim Dışı
Özel Üye
Gönderim Zamanı: 22 Ocak 2026 14:51
Nerede kalmıştık?...

....... Altın ve gümüşten binalar bulmayı bekledikleri Omagua'da derme çatma sazdan kulübeler ve saldırgan, yoksul yerliler bulduklarında isyan duyguları iyice kabarmıştı. Orada yağmur mevsiminin bitimini beklemek için kamp kurdular. Kampta 1561 yılının ilk günü beklenen isyan başladı. Ursua kulübesinde öldürüldü. İlerleyen saatlerde onun sadık yardımcılarının çoğu da ölmüş bulunuyordu. İsyancılar "Yaşasın Kral! Zorbaya ölüm!" diye bağırarak Aristokrat Fernando de Guzman'ı yeni vali olarak seçtiler. Görgü tanıklarının ifadesiyle Guzman aslında kukla yöneticiydi, isyanı esas Aguirre tezgâhlamıştı. Bu yüzden terfi etti ve maestro de campo(ordu komutanı) ünvanını aldı.

Bir süre sonra Guzman isyanı haklı göstermek, Ursua'yı suçlamak ve El Dorado keşif yolculuğunun süreceğini krala bildirmek için bir belge hazırlattı. Aguirre belgeyi alaycı bir şekilde "Despot Aguirre" şeklinde imzaladı ve yoldaşlarına bu belgenin bir işe yaramayacağını söyledi. "Hepiniz artık yasa dışısınız" dedi. Kral, bir isyan başlattıkları için onları asla affetmeyecekti. Ve “Ey ahmaklar sürüsü!” dedi, “ El Dorado diye bir şey yok ve zaten hiçbir zaman da olmamıştı. Daha doğrusu, El Dorado geride bıraktığımız, altın ve gümüşten zengin, ekmek, şarap ve kadınların bol olduğu ülkedir, yani Peru’dur.” Bu terkedilmiş, yabanıl topraklarda krala sızlanıp durmaktansa Peru’yu ele geçirerek zaten geri dönülmez bir biçimde başlattıkları isyanı tamamlamaları ve bağımsızlıklarını ilan etmeleri gerektiğini söyledi. Adamların çoğunu yavaş yavaş ikna etmeyi başardı. 23 Mart’ta kukla yönetici Guzman Peru prensi ilan edildi ve Felipe’nin yetkilerini tanımayacaklarını ilan eden yeni bir belge düzenlendi.

Bu arada Aguirre keşif seferini fiilen yönetmeye devam ediyordu. Artık Amazon havzasına değil kuzeye doğru yönelmişlerdi. Atlas okyanusuna kestirme bir yol arayışıyla şans eseri bir keşifle Amazon’un bir kolu olan Rio Negro’dan Casiquiari nehri yoluyla Orinoco nehri havzasına girdiler. Bu arada “devrim kendi evlatlarını yer” sözü daha söylenmemişti gerçi ama görüş ayrılıklarından dolayı önce Guzman ve adamları, muhtemelen adamların disiplinini bozduğu için Dona İnez ve çok sayıda asker yol boyunca öldürüldü. Bazı açılardan bunun bir sınıfsal bir nitelik taşıdığı iddia edilebilir. Bir tarihçiye göre : “Aguirre, centilmen soylu kişilerin artık kendisiyle birlikte olamayacaklarına karar verdi ve bu tanıma uyan herkesi katlettirdi, yanına yalnızca sıradan askerleri aldı, kadın ve hastaları geride bıraktı.

Aguirre keşfettikleri su yoluyla Venezuella kıyılarına ulaştı ve burada karşısına çıkan Margarita adasını işgal etti. Yöneticilerini öldürttü ve 40 gün boyunca burada kaldı. Sonra Panama üzerinden Peru’ya dönmeyi planlamışken karar değiştirip Venezuella’daki Valencia şehrini ele geçirdi. Buradan Felipe’ye bir mektup gönderdi. Valencia’dan Barquisimeto’ya yöneldi. Af söylentilerinin çekiciliğine kapılan adamları yavaş yavaş dağılmaya başladılar. Sonunda yerel İspanyol birlikleri tarafından kuşatıldı. Kala kala yanında bir tek sadık adamı kaldı. İddiaya göre yakalanmadan önce düşmanın eline geçmemesi için kendi öz kızını öldürdü. Sağ olarak yakalandı ve mahkemeye çıkarılmadan yakalandığı yerde apar topar kurşuna dizildi. Kurşuna dizenlerin arasında olaylardaki paylarının açığa çıkmasından korkan kendi adamlarının da olduğu söylenir.

Yaptığı başkaldırının Amerika'nın ilk bağımsızlık hareketi, İspanya kralına gönderdiği mektubun da ilk bağımsızlık bildirgesi olduğunu iddia edenler de var. Tabi kralın büyük olasılıkla okumamış olduğu bir mektup. Nedense birçok gerçeği ortaya koyan bu mektubu bazıları onun deliliğinin kesin kanıtı olarak kabul ettiler.

Şimdi bu çarpıcı ve tarihsel açıdan önemli mektubu da yayınlayarak sözlerime son vereyim.

Devamı en kısa zamanda (umarım)[;)]

Beğenenler: [T]259737,fishhyy[/T][T]240492,Orhan76[/T][T]240932,Ehtiyar[/T]

Üye imzalarını sadece giriş yapan üyelerimiz görebilir

GhostKoiÇevrim Dışı

Özel Üye
Kayıt: 25/02/2012
İl: Antalya
Mesaj: 5664
GhostKoiÇevrim Dışı
Özel Üye
Gönderim Zamanı: 23 Ocak 2026 23:36
Aguirre'nin kendi kalemiyle krala yazdığı ve keşif yolculuğunun ayrıntılarıyla beraber, meydan okumasını da içeren mektubunu yayınlamadan önce şunları da paylaşmak istiyorum:

[IMG]https://foto.akvaryum.com/fotolar/125030/301120251904311.jpg[/IMG][IMG]https://foto.akvaryum.com/fotolar/125030/230120262332291.jpg[/IMG][IMG]https://foto.akvaryum.com/fotolar/125030/230120262333111.jpg[/IMG][IMG]https://foto.akvaryum.com/fotolar/125030/230120262333571.jpg[/IMG][IMG]https://foto.akvaryum.com/fotolar/125030/230120262334481.jpg[/IMG]

Aşağıdaki mektup içerik ve üslup açısından yukarda söz edilenlerden çok daha renklidir. Aynı zamanda keşif yolculuğunun ayrıntılarını da barındırıyor. Mektubu İspanyolca aslından değil, İngilizceden çevirdim ve Türkçe'deki ilk ve tek çevirisi budur ve ilk kez burada yayınlıyorum. Beni bu yazı dizisini hazırlamaya iten ise, forumda Güney Amerika biyotoplarına yoğun ilgi olması ve çok sayıda girişimin bulunması dolayısıyla yörenin tarihsel altyapısına ışık tutarak bir katkıda bulunmak oldu. Şimdi sizleri bu ilginç mektupla baş başa bırakıyorum:

ASİ LOPE DE AGUİRRE’DEN İSPANYA KRALI FELİPE’YE MEKTUP, 1561:

İspanya Kralı Felipe’ye, Yenilmez Charles’in oğlu:
Lope De Aguirre’ den, sizin değersiz tebanız, eski Hristiyan, sıradan bir aileden, fakat şans eseri asil bir kana sahip, İspanya krallığı’nın Bask ülkesi yerlisi, Onate şehri yurttaşı.
Gençliğimde şöhret kazanmak ve her iyi adamın yapması gereken ödevi yerine getirmek için mızrak elimde denizi aşıp Peru topraklarına geldim. 24 yıl boyunca size büyük hizmetler sundum. Kızılderilerin yola getirilmesinde, şehirlerin kurulmasında ve özellikle savaşlarda, çarpışmalarda sizin adınıza dövüştüm. Kraliyet kayıtlarınızda da görülebileceği gibi her zaman gücümün ve yeteneğimin en iyisini ortaya koydum, memurlarınızdan karşılık ve destek beklemedim.

Kesinlikle inanıyorum ki, çok mükemmel Kral ve Efendi, ben ve kader arkadaşlarım için siz hep zalim ve nankör birinden başkası olmadınız. Ve şuna da inanıyorum ki size bu topraklardan haberler getirenler aradaki büyük mesafeden yararlanarak sizi aldatmaktadırlar.
Sizden talebim, Kral, buradaki iyi yürekli tebaanıza adilce davranmanızdır. Her ne kadar ben ve arkadaşlarım (adlarını size aşağıda vereceğim,) sizin yargıçlarınızın, genel valinizin, yöneticilerinizin gaddarlıklarına daha fazla katlanmamaya ve artık size asla boyun eğmemeye karar vermiş olsak da…
Kendimizi ülkemizin, İspanya’nın yurttaşlığından çıkarmış olmamız size karşı gücümüzün ve direncimizin yeteceği ölçüde en amansız savaşı yapacağımızın kanıtıdır. İnanın Kral ve Efendi, biz bunu yaptık çünkü sizin vekillerinizin baskı, zulüm ve adaletsizliklerine daha fazla katlanacak halimiz kalmadı. Onlar ki, kendi evlatlarına ve yandaşlarına yer açmak için bizim namımızı, hayatımızı ve onurumuzu gasp ettiler ve çaldılar. İşte bize layık gördüğünüz acınası muamele budur Kral.

Ben Chuquinga savaşında Mareşal Alonzo de Alvarado ile birlikte çarpışırken sağ bacağıma aldığım bir arkebüz yarasıyla sakatlanarak topal kaldım. Sizin çağrınız üzerine, size isyan eden Francisco Hernandez Giron’a karşı savaşmaya gitmiştim oraya. Tıpkı benim ve arkadaşlarımın şimdi ölümüne isyan ettikleri gibi. Çünkü bu topraklarda yaşayan bizler şimdi artık sizin ne kadar zalim, sözünde durmaz, güvenilmez biri olduğunuzu biliyoruz. Dolayısıyla bizler vaatlerinize Martin Luther’in kitaplarından bile daha az değer veriyoruz.

Genel valiniz Canete markisi, hizmetinizde dikkati çeken bir adamı, Martin de Robles’i astırdı ve Peru fatihlerinden Tomas Vasques’i ve bu krallık için yaptığı keşifler Hz. Musa’nın çöldeki izcilerinden daha fazla olan kötü yazgılı Alonso Dias’ı ve hizmetinizde birçok savaşa katılmış iyi bir komutan olan Piedrahita’yı da. Pucara’da onlar size zafer kazandırmasaydı Francisco Hernandez şimdi Peru kralı olmuş olabilirdi. Yargıçlarınızın gerçekleştirdikleri hizmetlere fazla güvenmeyin. Ahlaksızlıklarını ve fena işlerini size hizmet gibi göstererek bu büyük uydurma için Kraliyet hazinesinden yıllık 800.000 peso istiyorlar. Onları günahkârlar olarak cezalandırın, kesinlikle öyleler zaten.

Buraya bak, İspanya Kralı! Tebaana karşı zalim ve nankör olma, çünkü baban ve sen İspanya’da en ufak bir sıkıntıdan uzak otururken, tebaan, kanları ve servetleri pahasına bütün bu krallıkları size kazandırdılar ve muhafaza ettiler. Dikkat et Kral ve Efendi, hiçbir şey riske etmeden yarar sağladığın bu toprakların meşru bir kralı olarak tapusunu önce orada emek harcayıp ter dökenleri ödüllendirmeden alamazsın.

Eminim ki cehennemde birkaç kral var, çünkü sadece birkaç kral var. Fakat sayıları çok olsaydı da hiç biri cennete gidemezdi. Hatta Cehennemde sizler Lucifer’den bile daha kötü durumda olacaksınız çünkü hepiniz insan kanına susamışsınız. Fakat şaşırmıyor ve sizi gereğinden fazla önemsemiyorum. Kesinlikle, ben ve arkebüz kuşanmış 200 haydut’um, “fatih”im ve “soylu”m, hiçbir görevlinizi hayatta bırakmayacağımıza dair ciddiyetle tanrıya yemin ettik, çünkü sizin şefkat ve merhamet elinizin ne kadar uzak olduğunu şimdiden biliyorum. Bugün bizler kendimizi hayatta kalan en şanslı adamlar olarak kabul ediyoruz çünkü okyanusun bu yakasında, bizler tanrının buyruklarına inancı tam, bozulmamış Hristiyanlarız. İnancını Kutsal Roma kilisesinin öğütlediği gibi sürdüren ve gerçi hayatta günahkârlar olsak da tanrının buyrukları doğrultusunda şehitlik mertebesini kazanmaya niyet eden kişileriz.

Amazon nehrini terk ederken, deniz haydudu namıyla anılırken, Hristiyanların yaşadığı Margarita diye bilinen adada İspanya’dan gelmiş, bizi ürküten ve şaşırtan bazı raporlar gördüm, orada Lutheran mezhebinden olanların sayıca çok olduğuna ilişkin. Ekibimizde Monteverde adıyla çağrılan bir Alman vardı, onu parçalara ayırmalarını emrettim. Yazgı tedbirli olmayı ödüllendirir. Şuna inanın Ekselansları: Biz her neredeysek orada Hristiyan inancının mükemmelce yaşanmasını güvence altına aldık.

Buralarda rahiplerin çürümüşlüğü çok büyük boyutlardadır, bence gazap ve cezalandırma gücünüzü hissetmeleri iyi olur çünkü bugün onlardan hiçbiri kendisini bir validen aşağı görmüyor. Buraya bakın Kral, onların söyleyebileceği şeylere inanmayın çünkü sizin görevlilerinize gözyaşı dökmeden önce bunu hak etmek için buraya gelebilirler. Burada yürüttükleri hayatı bilmek isterseniz, ticari sözleşmeler yapmak, dünyevi mallar aramak, edinmek ve kilisenin kutsanmış eşyalarını bir fiyat karşılığı satmak. Onlar yoksulun düşmanıdır, acımasız, yardım sevmezdir, hırslıdır, obur, açgözlüdür ve kibirli, küstahtırlar, öyle ki en kıdemsiz rahipler bile bütün bu topraklara hükmetmeye ve yönetmeye çalışırlar. Düzeltin bunu Kral ve Efendi, çünkü bu şeylerin ve kötü örneklerin yüzünden inancımız yerliler üzerinde etkili olmamaktadır. Ek olarak, rahiplerdeki bu çürümüşlük durdurulmazsa rezilliklerin sonu gelmeyecektir.

Ben ve yoldaşlarım bu haklı tavır için ölme kararlılığındaysak, bunun için ve olmuş olan diğer şeyler için ey Kral, tebaanızın emeklerini hakkıyla değerlendirmediğinizden ve onlara neyi borçlu olduğunuzu düşünmediğinizden dolayı siz kusurlusunuz. Tebaanıza göz kulak olmazsanız ve yargıçlarınız buna özen göstermezse kuşkusuz iktidardan düşeceksiniz. Şüphesiz ki kanıt göstermeye gerek yok, fakat basitçe şuna işaret edersek, her bir yargıcınızın 4000 peso aylığı 8000 peso da gider bütçesi var ve görevde geçirdikleri üç yıl sonrası her biri mal ve mülkün yanında 60.000 peso biriktirebiliyorlar! Buna rağmen onlara hizmet etmiş olduğumuz gibi hizmet etmeye razı olacaktık, suçsuz olduğumuz halde nerede olursak olalım dizlerimizin üstüne çöküp onlara Nabukadnezzar gibi tapmamızı istemeselerdi. Bu dayanılmaz. Hizmetinizde aksak kalmış şanssız bir adam olduğumdan (yoldaşlarım da aynı şekilde yorgun ve bezgindir) aslında bu eli kalem tutan kişilerin vicdanına asla güvenmemeniz gerektiği öğüdünü verme hatasına düşmemeliyim. Onların yaptıklarını izlemek sizin kraliyetinizin ilgi alanına girer, bütün zamanlarını çocuklarının evliliklerini planlamak ve başka hiçbir şeyi umursamamakla geçiriyorlar. Onlar arasında yaygın nakarat : “Sola bakmalıyım, sağa bakmalıyım, görüş alanımdaki her şeye sahip olmalıyım.”

Katolik rahipler zavallı Kızılderilileri defnetmek istemiyorlar ve Peru’nun en iyi arazilerinde konuk oluyorlar. Yönettikleri hayat külfetli ve acı doludur, her biri için kefaret cezası olarak mutfağında bir düzine genç kadın, meyve toplamak, balık ve keklik avlamak için çok sayıda genç oğlan! Onlar her şeylerini paylaşırlar. Hristiyan inancıyla yemin ederim ki Kral ve Efendi, eğer bu topraklardaki kötülüklerin icabına bakmazsanız ilahi ceza üzerinize gelecektir. Ben bunu gerçeği bilesiniz diye söylüyorum yoksa ne ben ne de yanımdakiler sizden merhamet bekliyor ya da af diliyor değiliz.

Ah ne üzücü yüce Sezar ve imparator, babanız İspanya’nın gücüyle büyük Almanya’yı fethetmişti ve bu fetih için bizler tarafından keşfedilen “Hindistan”dan çok para aktarmış olmalı ve siz bizim yaşlı halimizi ve ancak günlük ekmeğimizi kazanacak kadar bezgin olmamızı umursamıyorsunuz.
Biliyorsunuz, biz de bu bölgede bulunanlar biliyoruz, ekselansları Kral ve Efendi, siz Almanya’yı silahlarınızla fethettiniz ve Almanya ise İspanya’yı ahlaksızlıkla. Biz burada olanlar, sadece mısır ve suyla daha mutlu olmasını bilenler, kötü bir şaka gibi kovulacak olanlar, bırakın da böyle kötü şaka gibi bir cefaya katlanacak olanlar ödüllerini kendileri saklasınlar. Bırakın da savaşlar bulunabilecekleri her yere ve ulaşabilecekleri herkese sıçrasın. Üzerimize ne güçlük gelecek olursa olsun asla Kutsal Roma Kilisesi’nin öğretilerini hayata geçirmeyi hedeflemekte duraksamayacağız.

Mükemmel Kral ve Efendi, bu bölgede sahip olduğunuz böylesine iyi tebaanıza bu kadar zalim olabileceğinize inanamıyoruz. Yargıçlarınız sizin onayınız dışında böyle davranıyor olmalı. Şunu diyeceğim mükemmel Kral, çünkü Krallar şehri (Lima)’ya 2 league (yaklaşık 10 km) mesafede denize yakın keşfedilmiş bir göl var ki içinde tanrının orada var olmalarına izin verdiği bazı balıklar olan. Kötü ruhlu yargıç ve memurlarınız balıklardan kendi keyif ve ahlaksızlıkları için kazanç elde edebilmek amacıyla onları sizin adınıza kiraladılar, herhalde bizlerin bunun sizin iradenizle yapıldığını düşünecek kadar aptal olduğumuzu varsayıyorlar. Eğer bu böyleyse, efendi, bırak da balığın birazını biz yakalayalım, çünkü oranın keşfinde bizler emek harcadık ve çünkü Kastilya Kralı’nın onların kira olarak aldıkları 400 peso’ya ihtiyacı yoktur. Şanlı Kral, bizler Kordoba ya da Valladolid, ya da size babanızdan miras kalmış olan İspanya’nın herhangi bir parçasını bahşetmenizi talep etmiyoruz. Tenezzül buyurun da yorgun ve yoksul insanlar bu toprağın ürün ve kazançlarıyla geçinsinler. Hatırla Kral ve Efendi, Tanrı herkese eşit davranır ve ödülü aynıdır, cennet ve cehennem.

1559 yılında Canete Marki’si Amazon nehrinde bir keşif seferi için Navarre’li ya da daha çok bir Fransız olan Pedro de Ursua’yı görevlendirdi. O, teknelerin yapımını Peru’daki Motilones bölgesinde 1560 yılına kadar erteledi. Yerliler Motilones adıyla biliniyordu çünkü kafalarını traş ediyorlardı. Bu tekneler ıslak arazide yapılmıştı ve suya indirilirken birçoğu parçalandı. Sallar yaptık, atlarımızı ve teçhizatımızı geride bırakıp büyük bir risk alarak nehirden aşağı yol aldık. Ve sonra, Peru’nun en güçlü nehirlerine rast geldik ve gözümüze sanki bir tatlı su deniziymiş gibi göründü. Başlama noktasından 300 league (yaklaşık 1500 km) yol aldık.

Bu kötü yönetici tahammül gösteremeyeceğimiz kadar kötü huylu, acımasız ve sefil biriydi, şeytani yöntemlerine dayanmak imkânsızdı. Üzülerek söylüyorum ki onu öldürmek zounda kaldık, elbette bu oldukça ciddi bir şey. Sonra Sevil’li genç bir centilmen olan Don Fernando de Guzman’ı kendimize kral seçtik ve imzalardan da anlaşılacağı gibi Margarita’da geriye kalanlar olarak bu sıfatla kendisine and içtik. Kendileri beni ordu komutanı olarak atadılar ve onur kırıcı hareketlerine ve şeytani niyetlerine rıza göstermediğim için beni öldürmeye kalkıştılar, ben de yeni kralı, muhafız yüzbaşısını, korgeneralini, vekilharcını, papazını, ekipteki bana karşı gelen bir kadını, bir Rodos şövalyesini, bir amirali, iki asteğmeni ve 6 işbirlikçisini öldürdüm. Amacım yöneticilerinizin bizim üzerimizde uyguladıkları zalimliklere karşı savaşı sürdürmek ve bu yolda ölmekti. Tekrar komutanlar ve başçavuş atadım. Beni öldürmeye çalıştılar, ben de hepsini astım.

Bütün bu katliam ve kötü gelişmeler gerçekleşirken bir yandan da Maranon nehrindeki rotamız boyunca yol aldık. Nehrin denize döküldüğü yere ulaşmamız 10 buçuk ayımızı aldı. Toplamda 100 iyi günde 1500 league (7500km) yol aldık. Denizle buluştuğu noktada 80 league (400 km) yi bulan kocaman ve ürkünç bir tatlı su kütlesiydi. Çok derindi ve terkedilmiş kıyılarında 800 league (4000km) boyunca hiçbir şehir yoktu bizim hazırlamış olduğumuz gerçek raporda da göreceğiniz gibi majesteleri. Yol boyunca rastladığımız 6000 den fazla ada oldu. Böylesi korkunç bir gölden nasıl kurtulduğumuzu sadece Tanrı bilir! Size öğüdüm Kral ve Efendi, bu uğursuz nehre bir donanma göndermeye yeltenmeyin ya da izin vermeyin çünkü Hristiyan inancı adına yemin ederim ki yüz bin adam bile gelse hiçbiri buradan kaçamaz çünkü anlatılan hikâyeler uydurma ve bu nehirde özellikle İspanya’dan yeni gelecekler için umutsuzluktan başka hiçbir şey yok.

Halen benimle birlikte bulunan komutan ve subaylar ve bu uğurda değersiz adamlar gibi ölmek için söz verenler: Juan Jeronimo de Espinola Ginoves, amiral; Juan Gomez, Cristobal Garcia, piyade komutanları, her ikisi de Endülüslü; süvari komutanı Diego Tirado, Endülüslü, yargıçlarınızdan biri, ey Kral ve Efendi, Kızılderililere mızrağıyla verdiği büyük hasarlarla bu görevi kazandı; Muhafızlarımın komutanı Roberto de Sosaya ve asteğmeni Nuflo Hernandez, Valensiya’dan; Juan Lopez de Ayala, Cuenca’dan, mutemedimiz; astsubay Blas Gutierrez, 27 yıldır fatih; Juan Ponce, astsubay, Sevil’in yerlisi; Custodio Hernandez, astsubay, Portekizli; Diego de Torres, astsubay, Navarra’lı; Çavuş Pedro Gutierrez ve Diego Figueroa; Cristobal de Rivas, fatih; Pedro de Rojas, Endülüslü; Juan de Saucedo, süvari astsubayı; Bartolome Sanchez Paniagua, avukatımız; Diego Sanchez Bilbao, tedarikçimiz; Garcia Navarro, genel denetmen; ve bu birlikte yer alan çok sayıda diğer hidalgo (isp: doğuştan beyefendi kişi anlamında soyluluk ünvanı)

Tanrıya dua ederiz ki dünyanın öte tarafında Türklere, Fransızlara ve size karşı savaşma arzusunda olan bütün ötekilere karşı şansınız rast gitsin. Bu taraftaysa Tanrı, sizin inkâr edip, bizim kendi silahlarımızla alacağımız haklarımızı onaylayacaktır.

Sadık Bask’lı tebaanızın evladı olarak ben, nankörlüğünüze karşılık, ölene kadar size başkaldıracağım.
Lope de Aguirre, Gezgin

Bu mektup, Arrelano Moreno (org.) , Documentos para la Historia economic de Venezuella, (Caracas; Univ. Central, 1961) adlı yayından Tom Holloway tarafından yapılan İngilizce çeviriden dilimize tarafımdan aktarılmıştır.


[EDIT]GhostKoi,2026-01-24 23:42:40[/EDIT]

Beğenenler: [T]232050,Mirza Adar [/T][T]259737,fishhyy[/T][T]240932,Ehtiyar[/T]

Üye imzalarını sadece giriş yapan üyelerimiz görebilir