ÖZELLİKLER

Kullanıcı Adı:
replacka
Kullanıcı Grubu:
Forum Üyesi
Geri Bildirimleri:
Aldığı Beğeni:
89
Hesap Durumu:
Aktif
Durumu:
Çevrim Dışı
Üyelik Tarihi:
23 Mayıs 2020 13:40
Son Ziyaret:
02 Aralık 2020 11:15
Toplam Mesaj:
52 [0.27 Gün Ortalaması]
Paylaşım Sayisı:
50 (Son 6 Ay)
İlan Sayisı:
1

BİLGİLER

Ad Soyad:
Alper
Doğum Tarihi:
Girilmedi
Yaş:
Bilinmiyor
İl:
Denizli
Meslek:
Özel Mesaj:
Sohbet Talebi:
Üye Favorile:
Sosyal Medya:

İMZA

SON 10 MESAJI

Betam Eşi Olmadığı Halde Yuva Yaptı
Pek birşey yapmanıza gerek yok aslında. Balığın ihtiyaçlarını iyi karşıladığınızı gösterir bu durum ve üretmek için yeterli alan, imkan veya zamanınız yoksa dişi alıp çoğaltmanın da anlamı yok diye düşünüyorum. Çünkü yavrular büyüyünce birbirleri ile kavga edecektir ve hepsini ayırmak zorunda kalabilirsiniz. Bardak bardak beta bakmanın da hiçbir sağlıklı yanı yoktur açıkçası.
Reaktör Tavsiye
[QUOTE=hanil]Yaz sonunda akvaryumu düzenlerken pet shop u olan ve sözüne güvendiğim su ürünleri mühendisi bir arkadaştan almaya çalışmıştım. O da elinde 3 tane bundan olmasına rağmen satmak istemedi. Ista max mix almamı önerdi.[/QUOTE]

Neden satmak istemedi[:?] Ürün kötü olduğu için mi yoksa ürün iyi olduğu için mi[:?] Sanırım kötü olduğu için size Max mix'i önermiş ama onlar da acayip uzun ve yer kaplıyor sanırım. Ayrıca Max mix'te ses sorununun daha bariz olduğunu da görmüştüm. Hatta bu sorunu çözmek için bir iki kişi içindeki pervanenin yapraklarını zımpara ile küçültme işlemi yapıyordu videoda[:geek:] Çok ilginç ve etkili bir ürün gibi gözüküyor ama işte pazarlama stratejisi de olabilir bu ürün sonuçta. Ayrıca çok ucuz bir ürün de değil alıp koymalık. Neyse biraz daha yabancı forum karıştırmak gerekecek sanırım[:)][EDIT]replacka,2020-11-16 20:47:30[/EDIT]
Reaktör Tavsiye
Bu ürünü YouTube'da bir ara görüp merak etmiştim ve hala da merak ediyorum. Sanırım tüplü sistemler için uygun ve bir yerde de 450L/h üstü debisi olan motorlarda kullanımının önerildiğini okumuştum. Çünkü motor çıkışındaki debiden dönme gücünü sağlıyor. Bazı yerlerde de ses sorunundan bahsedildiğini okumuştum ama keşke kullanan birileri olsa da birinci ağızdan soru yağmuruna tutsak. Ha birde bir süre sonra su kaçağı da olabilir mi acaba diye düşünmüyor değilim. Sonuçta motor debisinin önünde bir engel teşkil ediyor. Bu yüzden iç kısmındaki basınç artışından dolayı su koyverebilir mi falan filan diye aklımda deli sorular
Beta Hacim Konusu Ve Kafa Karşılığı
Yabancı forumlarda genelde 10 gallons yani 37 litre ve üstünden bahsedilir güzel bir beta akvaryumu için. Ama benim gezdiğim yabancı forumlar ve izlediğim yabancı videolardaki insanların dili genelde ingilizce oluyor çünkü anlayabildiğim için. Şimdi gelelim işin karıştığı yere. Ben bu video ve forumlarda betaların sadece hobi amaçlı tutulduğunu gördüm. Yani gösterişli bir beta yine bitki, kütük ve kayalarla güzelce dekore edilmiş bir akvaryumda salına salına yüzüyor oluyordu. Ancak ne zamanki üretim amaçlı birşeyler düşünülürse beta akvaryumlarının 10 litreden bile ufak hale geldiğini de gördüm uzakdoğulu insanların videolarında. Ayrıca bu balıkların üretimi daha çok uzakdoğuda olduğundan bu video içeriklerini de çoğu zaman anlayamıyorum. Yani demek istediğim beta balığı günümüz akvaryum balıklarının çoğundan daha fazla kozmetik amaçlı kullanılmaktadır. Görüntüsü bu balığın herşeyidir. Haliyle bu görüntüyü destekleyecek şekilde muazzam güzel akvaryumlarda tek başına bakılabilmektedir. Ancak dünyadaki bu kozmetik beta talebini karşılama işine ne zaman bakacak olursanız, o zaman betaların 10 litreden bile az akvaryumlarda üretim amaçlı tutulduğunu göreceksinizdir diye düşünüyorum. Bunun da sebebi yine betaların kendi doğasından gelen özelliklerdendir. Bir kere çok bölgeci ve kavgacı balıklardır. Erkeklerin birbirini dövmesini geçtim, üreme amaçlı bir araya gelme dışında dişi ve erkekler bile kavga edebilir (betanın diğer adı kavgacı siyam balığıdır bilen bilir). Haliyle bir üretici olarak bu balığın her birine 35 litre ayırdığınızı düşünün. Bir diğer özelliği de labirentli balık denilen havadan soluma özelliğinin olmasıdır. Bu durum da balığın çok az litreleri nasıl tolere edebildiğini açıklamaktadır. Neyse uzun lafın kısası, bir beta balığını tüm o güzelliği ve kavgacı karakteri ile hobi amaçlı bakma niyeti olanlara 30-35 litre önerilmelidir. Üreticilerin parametreleri bu balığın büyük miktarlarda üretimi içindir yoksa hobi olarak sürdürülebilir yanı yoktur. Bunu da anlamanın en kolay yolu herhangi bir petshop dan aldığınız minik bardaktaki betayı 35 litrelik oturmuş bir akvaryuma koyduktan sonra yaşadığı değişimden anlayabilirsiniz. Balıklar yeniden doğmuş gibi oluyor, renkleri bile daha canlı oluyor.[:)]

Tabi şöyle bir klasikten de bahsetmeden geçmeyeyim. Şimdi insanlar bu balığı alıp 35 litrelik güzel bir akvaryuma koyduktan ve güzelce besledikten sonra balık, içgüdüsü gereği geriye kalan tek ihtiyacına yönelik çalışmalara başlıyor. Yani üreme için akvaryumun köşesine köpük yuva yapıyor. Bunu gören balık sahibi de hemen bu ihtiyacı karşılamak için dişi beta alıyor. Peki bu durumda ne oluyor. Bu kavgacı balığın üretim sürecini başlatmış oluyor. Bir süre sonra yavrular alınıp büyütülüyor ama kavga ettikleri için her birine ayrı akvaryum kurma zorunluluğu oluşuyor. Her birine 35 litre ayırmamak adına yavaş yavaş bardaklarda beslenmeye başlanıyor. Yani bizim betalar yine bardaklarda, öldürün de kurtulayım der gibi yaşamaya başlıyorlar...

Her ne kadar kavgacı ve garip karakterlerinden dolayı sevdiğim bir tür olmasa da, bu balığın üretici niteliği olmayan insanlar tarafından hobi amaçlı ufak hacimde bakılmasını hep suistimal olarak görmüşümdür. O yüzden beta için benim düşüncem 30-35 litreden küçük akvaryum uygun değildir şeklindedir[:geek:][EDIT]replacka,2020-11-16 21:59:32[/EDIT]
Su Mercimeği Kurutulup Yem Olarak Verilebilir Mi?
Mantıklıdır, hatta en mantıklısıdır eğer otçul balık türleriniz varsa. Zaten su mercimeklerini kurutmadan direk yiyerek o akvaryumu tertemiz yapabilecek balıklar da mevcut, mesela en bilineni de japon balığıdır. Eğer YouTube'da izlerseniz bazı akvaristlerin sadece su mercimeği değil, alg, guppy grass, elodea, çam bitkisi gibi hızlı ve arsız büyüyen, yumuşak yapraklı bitkileri bile aylık döngülerle budayıp, içine bazı sebzelerden (brokoli, bezelye vs) koyup, rondodan geçirerek balık yemi hazırladığı, sonra bunları fırın kağıdına yayıp fırınladıktan sonra ev yapımı pul yemi yaptıklarını görebilirsiniz[;)] Yada fırınlamadan direk küp küp derin dondurucuya atanlar da mevcut[:)]
Örnek olması açısından bir iki video:
[VID]https://youtu.be/186RslKYkJY[/VID]

[VID]https://youtu.be/Fi8QMQlJq3o[/VID]

[VID]https://youtu.be/qM9cyUyltm4[/VID][EDIT]replacka,2020-11-11 01:04:17[/EDIT]
Bu Akvaryumda Ember Tetra Ve Karides Uyumlu Mu ?
Ember tetra ve karidesleri besledim, besliyorum[:)] Öncelikle karidesleri bitkili akvaryumda sorunsuzca besleyebileceğiniz çok az balık türündendir ember tetralar. Çünkü boyut olarak küçük kalıyorlar ve agresif değiller, hatta alışma sürecinde baya bir utangaç oluyorlar. Yalnız sürü balığıdır emberler, en az altı tane alın ki stres yapmasın. Bir başka balık türü ise pigme cory dir karideslere dokunmayan. Onların da sürü özelliği vardır ve zeminde beraber devriye gezmeleri çok hoştur tavsiye ederim[:iyi:] keyifli hobiler[:)]
Hiç Jöleli Mayalı Co2 Sistemi Denediniz Mi?
Üslubuma hep dikkat ederim böyle ortamlarda, yine ne kadar çabalasam da konu polemik şekline dönmektedir. O yüzden "bilale anlatır gibi" deyiminize katılmadığı belirtiyorum. Çünkü üstteki entry'de paragraf paragraf, gerek terimler içeren, gerek herkesin anlayacağı şekilde açıklamalar yaptım. Ama yine de biraz daha profesyonel anlatım tarzına geçebilirim istediğiniz gibi[:)][EDIT]replacka,2020-10-27 14:40:37[/EDIT]
Hiç Jöleli Mayalı Co2 Sistemi Denediniz Mi?
[QUOTE=AliKURT]Kampilobakter, Enterokoklar, Koli Basili, Salmonella, Şigella, Stafilokok, Streptokok ve Yersinya Bakterileri şebeke sularında dahi bulunabilip hastalığa sebebiyet verebiliyor. Anladığım kadarı ile bu bakteriler mayalı sistemin içine karışması durumunda üreyip çoğalamıyor, doğru mu anladım? [/QUOTE]

Saydığınız bakterilerin çoğunun şebeke suyunda tek başına bulunması bile, o suyun kirlendiğinin hatta lağım suyu ile karıştığının göstergesidir. Böyle bir su ise insan tüketimine uygun olmaktan çıkmıştır. Benim üstteki yorumumda ise içemeyeceğiniz kadar pis sularla yapmayın yazmaktadır. Bence şebeke suyunuzda bunlar varsa bırakın mayalı sistemi veya sitrik asit sistemini, elinizi yüzünüzü bile yıkamayın. Hazır su veya arıtma suya geçin. Çünkü onca klorlamadan sonra şebeke suyunda bu kadar ağır kontaminasyon olması demek, bulunduğunuz şehirdeki lağım suyunun içme suyuna karışmış olması demektir.
Hiç Jöleli Mayalı Co2 Sistemi Denediniz Mi?
[QUOTE=Flexa]Bu sıralar özellikle bu tür ürünler popüler olmaya başladı. Güzel bir çözüm sunduğunu düşünüyorum. Merak edip araştırmanız ve bir sonuca ulaşmanıza sevindim. Emeğinize sağlık.

Lakin ben bu sistemi evde yapmam. Nedeni, bu tür bir ortamda üreyebilecek diğer canlıların patojenik olabilecek olması. Jelatin (veya özellikle agar agar ve türevleri) laboratuvar ortamında mikroorganizmaları çoğaltmak için kullandığımız ortamlar. Her canlı için farklı bir takım kimyasallar karışıma eklenir. Örneğin küf yetiştirecekseniz, en basitinden bazı antibiyotikler agara eklenir ki bakteri değil sadece küf üresin. Hatta bu karışımlar tür seviyesinde hazırlanacaklar için çeşitlilik gösterir. Benim tahminim, hazır olarak satılan üründe, bazı hukuki regülasyonlardan ötürü sadece mayaların üremesini sağlayacak kimyasallar olduğu yönünde. Eğer yoksa o da aynı kapıya çıkar ama bu riski alacaklarını sanmıyorum. Yarın bir gün birisi bundan hasta oldum derse milyon dolarlık davalar açılır. Bunun emsalleri çok görülüyor. Bunların hiçbiri steril ortamda hazırlanmıyor çünkü, evde hazırlıyorsunuz. Steril labda çalışırken bile sık sık kontamine olabiliyor bu sistemler.

Vakti zamanında benzeri şeyleri evde yaparken bir mikrobiyolog hocamızın tesadüfen görmesi sonucu, "bunu evde yapma bugün sıkıntı olmaz ama yarın başına büyük iş çıkarır, gel bizim labda dene" demesi üzerine mevzuyu daha iyi anlayabilmiştim. Jelatin, doğası gereği üzerinde birçok mikroorganizmayı üretebilecek besin içeriğine sahip. Yarın bir gün sorunlu bir patojen girer, çoğalır. Ya akvaryuma farklı bir gaz salar ya da kapağı açtığınızda size bulaşır.

Keza bunların atık olarak salınması da ayrı bir nokta. Laboratuvarda bunları otoklav cihazlarında 121°C'de 1.5 atm basınçta sterilize ettikten sonra atık çöpüne gönderiyoruz. Sonuçta çöpe atınca o bakteriler kaybolmuyor, daha da çoğalıyor ve çevreye yayılmaya başlıyor. Hayvanlara, oradan buraya taşınıyor.

Belki bunlar uçuk gelebilir, lakin dediğim gibi, ben olsam yapmazdım. Laboratuvarlarda gördüklerim beni bu tür şeylerden uzak tutuyor. Sitrik asit ve karbonattan buna geçmem için çok daha büyük bir avantaj sunması gerek. Aldığım riske değecek bir şey kesinlikle değil benim için. Yapılabilir mi, yapılır. Ama risklerin farkında olup dikkatli olunmasını öneririm.

Konuda biyogüvenliğe değinilmediği için anlatmak istedim. Yapacakların bunu bilip dikkatli olması önem arz ediyor.

[/QUOTE]

Şimdi yazınızı parçalar halinde inceleyip yazdıklarınıza çeşitli argümanlar sunacağım ama bu durum sürekli olmayacak çünkü polemik haline dönüşmesini istemiyorum. Hele ki sitrik asit mi yoksa mayalı sistem mi şeklinde bir yarıştırma sürecine ise dahil olmak gibi bir niyetim hiç yok. Deneyenler bu karşılaştırmayı kendisi yapar.

Dediğiniz gibi patojen kültür ortamı olabilmesi için belirli standartların sağlanması gerekir. Çünkü her mikroorganizma her ortamda üreyemiyor. Mesela kültür ortamında en zor üreyen ve günümüzde antibiyotik direnci baya bir yüksek olan tüberküloz hastalığının etkeni Mycobacterium tuberculosis 'in özel besiyerinin adına Löwenstein – Jensen besiyeri denilir. Bu besiyerinde mikobakteri üremesini desteklemek için normal agar agar besiyerine (jelatin veya jöle değil dikkatinizi çekerim) yumurta ve gliserollü karışımlar, çeşitli aminoasitler ve mineral tuzları eklenir. Yine bu özel besiyerinde sadece mikobakteri üremesi için diğer bakterilerin ürememesi için çeşitli inhibitörler de kullanılabilir. Bu agar agar ortamının mikobakteri üremesini desteklemek için osmolaritesi de kontrol altında tutulur.

Jöleli sistem ise en başta oluşturulurken, eklenen şeker nedeniyle hiperosmalar bir ortamdır. Tıpkı reçel gibi, bu kadar hiperosmolar ortamda mikroorganizmaların kolayca çoğalabilmesi mümkün değildir. Öyle olsaydı reçel diye gıda türü olmazdı. Bu hiperosmolar ortamın benzeri yine tuz ile salça yapımında görülmektedir ve bu sayede tuzlanan salçalar uzun süre bakteri üremesi olmadan korunmuş olur. Bir de asidik ortam vardır ki bunun en tanıdık en bilindik olanı turşu yapımıdır. Turşu yapımında kullanılan sirke de mayalı sistemde kullanılan bakterilere benzer bakterilerin ürünüdür. Sadece son ürün alkol değil asetik asit yani sirkedir. Son olarak insan vücudunda üretilebilen benzer kimyasal yolaklara sahip laktik asit süreci vardır ama bunun da en bilindik olanı insan vücudunun ürettiği değil yoğurt üretimidir. Yani lactobasillus bakterileri sütteki şekerleri tüketerek laktik asit oluşturur ve yoğurdun yapısına dahil olan bu asitler sayesinde diğer mikroorganizmaların üremesi inhibe edilir. Bu sayede Türklerin bulduğu iddia edilen bu yöntem ile eldeki fazla süt bozulmadan yoğurt şeklinde korunmuş olur ki sonra ihtiyaç halinde tüketilebilsin.

Yani size hiperosmalar ortamın ve asidik ortamın mikroorganizma üremesini nasıl inhibe ettiğine dair 4 farklı örnek verdim (reçel, salça, turşu ve yoğurt). Bu mayalı sistemde kullanılan mayalar ise alkol üretiyor ve ürettikleri alkol nedeniyle kendileri de dahil mikroorganizmaların çoğalmasını inhibe ediyor. Bu durumda yoğun şekerli ortam oluşturarak en başta hiperosmolariteyle inhibisyonu garanti altına almış olduk. Sonra da mayaların kendi atıkları olan alkol ile ikinci inhibisyonu görmüş olduk. Geriye kontaminasyon-inokülasyon kaldı. Bunun için de diğer mikroorganizmalar ile rekabet ortamı oluşmasına bile fırsat vermeden ilk inokülasyonu yüksek dozda maya ekleyerek biz yapmış olduk. Çünkü ben bu sistemi soğukta ve kapalı şekilde bir gün bekletmelerini önerdim. Yaz sıcağında ağzı açık şekilde balkonda sinekler içinde bekletin demedim. Yani inokülasyonu-kontaminasyonu yüksek yoğunlukta aktif maya ekleyerek biz yapmış oluyoruz. Bir laboratuvar sterilizasyonu kimseden beklemiyorum ama başka mikroorganizmaların üremesine fırsat verecek şekilde kontaminasyona da imkan tanımıyoruz. Çünkü bu inokülasyonu saccharomyces cerevisiae mayaları ile yoğun bir popülasyonda biz yapmış oluyoruz zaten. Başlangıçtan itibaren bu kadar yoğun popülasyonda eklenen mayalar da üremeye başladıktan sonra alkol ve CO2 üreterek, sisteme düşmüş-kontamine olmuş(?) diğer mikroorganizmalara rekabet şansı bile tanımıyor. Çünkü alkol zaten sitotoksik etkiye sahipken(ellerimizi alkol ile dezenfekte ederiz) açığa çıkan CO2 de suda çözünürek asidik ortam oluşturmuş oluyor. Yani asidite ve alkol ile ortamı kendi üremelerine olanak sağlayacak şekilde yeterince değiştirmiş oluyor mayalar. Hatta sistemde CO2 çıkışı olmaz ise eğer, bir süre sonra mayalar bile üremeyi durduracaktır. Yine aynı şekilde oluşan etil alkol nedeniyle mayaların inhibisyonu bile söz konusu. Zaten bir süre sonra ortamda şeker olduğu halde maya üremesi durmaktadır. Bunun sebebi de ortamdaki alkoldür. Hatta o yüzden aquario neo diy CO2 kitinde uyarı mevcuttur. Eğer jelatinize-jöle karışım bitmediği halde CO2 üretimi durduysa, mayalar kendi atıkları olan etil alkol nedeniyle kendilerini inhibe etmiştir, bu yüzden de üstteki sıvı kısmı döküp yeniden aktif maya ekleyin denilmektedir. Üstteki sıvı kısım ise yoğun alkoldür. Yani demek istediğim sizin dediğiniz katı biyogüvenlik şartları maya aktivasyonu gerçekleştirilip sistem işler hale geldikten sonra gereksizdir. Jöleli sistemin başlangıç kısmında bir miktar haklılık payınız mevcut ancak o kadar katı bir biyogüvenlik ortamına neden ihtiyaç olmadığını yukarıda dilim döndüğünce açıklamaya çalıştım.

Saccharomyces cerevisiae yani maya üremesi olduğu sürece diğer gazlar(?), otoklav, çöpe atma, çevreye zarar gibi hassasiyetlerin pek bir önemi kalmıyor. Çünkü bu mayalar biyoatık sınıfında değerlendirilmiyor. Keza mayanın ürettiği atıklarından birisi olan CO2'yi biz kullanıyoruz, geriye kalan etil alkol ise doğada sürekli üretilip tüketilen, hatta insan vücudunda bile sürekli üretilip tüketilen bir ara üründür. O yüzden maya atıklarını da biyoatık olarak sınıflandırmanın hiçbir anlamı yoktur.

Laboratuvarda gördüklerinizin sizi etkilemesi kısmına ben de katılıyorum, çünkü ben de yeterince gördüğümü düşünüyorum. Ayrıca biyogüvenlik kısmının bu konuda yeterince bahsedilmemesini kendi adıma çok değerli bir eleştiri olarak kabul ediyorum. Yukarıda da belirttiğim gibi hiperosmolar ortam, asidite, alkollü ortam ve yüksek yoğunlukta aktif maya ilavesi(toplam dört aşamada inhibisyon) ile, kontaminasyon mevcutsa bile rekabeti mayalar lehine çevirecektir. Tabi özel bir çaba ile sanki aktif maya ekler gibi patojen mikroorganizma eklemediğiniz sürece. O yüzden içemeyeceğiniz kadar pis sularla veya yaşanılmayacak pis ortamlarda bunu kimsenin yapmasını tavsiye etmem. Unutmayın kontaminasyon mevcutsa rekabeti her zaman mayalar kazanmalıdır. Yoksa jöleli mayalı sistem değil, jöleli patojenli sistem üretmiş oluruz. Yine konunun başında da belirttiğim gibi tükenmiş sistemdeki sıvıyı kimsenin içmesini de tavsiye etmiyorum[:iyi:]

[QUOTE=Flexa]

Amacım kesinlikle konuyu baltalamak değil. Ben olsam ben de aynısını dener ve yapardım. Vakti zamanında böyle çok şey denedim. Her zaman da böyle şeylerin denenmesi ve geliştirilmesini destekliyorum. Bence böyle bir konu gerekliydi ve yapılması da çok iyi olmuş.

Ama dediğim gibi yapılacaksa, yapacak kişinin bilmesinde fayda var. Atıyorum bağışıklık sistemiyle ilgili hastalığı olan birisi varsa, kesinlikle yapmamalı. Alınacak riskleri önceden bilmekte fayda var.

Yazıyı yazarken de hatırlamaya çalıştım, hala hatırlayamadım. Staj yaptığım zaman mayalarla çalışan bir arkadaş vardı ve çoğaltmak için hazırladığı agara standart bir kimyasal ekliyordu. Fakat o tabii sıvı formdaydı, 5 litrelik şişeden alıyorduk. Detaylarını hatırlamıyorum ama tahmin ettiğim doğruysa bu veya buna benzer bir şey o hazır sistemin içerisinde bulunuyor olmalı.

Oradaki bizim için en büyük tehlikeli mantarlar, küfler daha uygun tabirile. Çünkü bunların sporlarından kurtulmak aşırı derecede zor. Eve bir yayılırsa gözle görmeseniz de çoğalırlar ve bazı insanlar bu tür şeylere çok duyarlı. Alerjik reaksiyonlar veriyorlar. Bu nedenle ABD gibi ülkelerde bazı ortamları dolaşıp bunun ölçümünü yapan, hatta bunları koklamak üzere eğitilen köpekler bile var. Hatta bazı aylarda (baharda falan) küflerin çoğaldığı ve bazı alerjik durumların bunlarla arttığı biliniyor. Hatta yine staj yaptığım dönemde hatırlıyorum böyle bir araştırma duvarda poster olarak duruyordu. Yani illa bakteri boyutunda değerlendirmemek gerek. Konunun çok detayları var. Her şeyden önce güvenlik gelmeli.

[/QUOTE]

Mesela yorumlarınızda belirttiğiniz ve güvenli olarak değerlendirdiğiniz sitrik asit-karbonat sistemindeki sitrik asidin aslında besin değeri olduğunu ve mikroorganizmalar tarafından kullanılabileceğini, dolayısıyla besiyeri niteliği olduğunu biliyor muydunuz[:?] Hatta oksijenli solunum yapan neredeyse her canlı sitrik asidi kendisi üretip yine tüketerek ATP yani enerji üretir. Bunun bilinen adı TCA siklusudur(Diğer adı krebs döngüsü, sitrik asit döngüsüdür). Bu durumda bu sistemin de kontaminasyona ve patojen üretimine açık bir sistem olması olasılığını hiç düşündünüz mü? Sitrik asit sisteminin biyogüvenlik durumu konusunda herhangi bir uyarınız mevcut mu? Bu sistemi hiçbir biyogüvenlik açıklaması yapmadan övgüyle tercih ettiğinizi belirterek, risk aldığınızı düşünmüyor musunuz?

Kısacası hassasiyetlerinizi elbette anlıyorum ama bu kadar hassas davranırken bu hassasiyetinizle uyumsuz şeyleri tercih etmenizi de anlamakta güçlük çekiyorum. Konuyu baltalamak istemediğinizi belirttiğiniz için aslında niyetinizin kötü olmadığını düşünüyorum. O yüzden yukarıda saydığım sitrik asit sorularına biyogüvenlik açısından sizin adınıza kendim yanıt vermek istiyorum. Çünkü benim de amacım sitrik asit mi yoksa mayalı sistem mi yarıştırması değildir.

Amaç bilim ve öğrenmek ise sitrik asit-karbonat sisteminin neden besiyeri olarak işlev göremediğinden bahsetmek isterim(Tıpkı yukarıda paragraf paragraf jöleli mayalı sistemden bahsettiğim gibi). Sitrik asit-karbonat sistemi besiyeri olmak için uygun değildir, çünkü bu sistemin de içerisinde iki uç noktada ph değeri olan ortam mevcuttur. Yoğun asidik ve bazik ortamlar canlılık için ideal değildir. Bu yüzden düşük ph ortamı, yani sitrik asit ortamı bir nevi inhibitör görevi görmektedir. Ayrıca asit ve baz karışımının egzotermik reaksiyon olması nedeniyle açığa çıkan ısı da bir nevi mikroorganizma üremesini baskılamaktadır. Yani kısacası asidik ortam ve ısı ile iki aşamalı inhibisyon mevcut. Asidik ortamın mayalı sistemde de oluştuğunu hatırlatmak isterim. Tabi bir de mayalı sistemde etil alkol(tıpta dezenfektan olarak kullanılır) üretiminin olduğunu da unutmamak gerekir.

Bir de insanlarda şöyle bir algı oluşmuş olabilir söylediklerinizden dolayı. Jöleli olunca bu sistemin patojenlere daha çok yatkın olması gibi. Aslında jöleli ortam oluşturularak ortamdaki serbest su molekülü miktarı azaltılmış oluyor. En basit canlılık gerçeği olan su ihtiyacı böyle bir ortamda kolayca karşılanamamış oluyor. Yani normal mayalı sistemde suya erişim daha çok mümkün iken jöleli sistemde kompleks moleküller ile su hapsedilmiş oluyor. Bu yüzden de mayalar yavaş ürerken, CO2 de yavaş açığa çıkıyor. Neyse biyogüvenlik gerçekten önemli bir konu, umarım bu konuya sitrik asit de dahil hangi sistemi kullanıyor ise kullansın, herkes gereken hassasiyeti gösterir.

Biyogüvenlik hassasiyetine istinaden denemek isteyen insanlara önerim ise: başlangıç aşamasında maya hariç tüm karışımı kaynar suya ekleyin ve soğutma işlemini mümkün olduğunca temiz şartlarda yapın (buzdolabı ve ağzı kapalı bir şekilde). Bu sayede olası istenmeyen bakteri bulaşı minimize edilmiş olur ve soğuk ortam patojen mikroorganizma üremelerini de engeller. Bu durum %100 kontaminasyonu engeller demiyorum. Ama olası kontaminasyon varsa da, dediğim gibi yüksek miktarda maya eklenerek(konunun başında 2-3 çay kaşığı aktif maya ekleyin dediğim miktardan bahsediyorum) kontamine olan bakterilerin rekabeti her şekilde azaltılacaktır.

Neyse paragraf paragraf açıklamaya, uyarıya, hassasiyete rağmen jöleli mayalı sistem konusundan yola çıkılarak yapılan sistemde, maya yerine başka bir şeyin ürediğini düşünen hobiciler olursa, hemen sistemi sonlandırıp, bir hastanenin kırmızı renkli biyoatık kutusuna çöpü atabilir. Tabi böyle bir durumla karşılaşan hobici arkadaşın tam olarak neler yaptığını ayrıntısıyla paylaşmak da boynunun borcu olmalı. Çünkü hangi aşamada nasıl bir biyogüvenlik yanlışı olduysa herkes bilsin ki, sonraki deneyecek arkadaşlara ve konuya bir katkısı olsun[:)] Bu tarz konularda üslubuma özellikle dikkat ederim ki, jest ve mimiklerin olmadığı böyle yazılı ortamlarda yanlış anlaşılmalara yol açmayayım isterim. O yüzden umarım kendimi anlatabilmişimdir ve bunu da gerekli hassasiyet-üslup ile yapabilmişimdir. Deneyen denemeyen herkese keyifli hobiler...[EDIT]replacka,2020-10-27 07:44:12[/EDIT]
Longfin Panda Corydoras
O kuyruklar ne öyle[:O] Çok güzeller[:nazar:] Bazı türlere long fin, long tail yakışıyor ama hiç panda cory'de bu kadar güzel olacağını düşünmemiştim.

SON MESAJLAR

GÜNCEL 100 TANITIM

SON İLANLAR

FORUM İSTATİSTİKLERİ

  • 3,797,668 Mesaj
  • 408,613 Konu
  • 91 Forum
  • 145,128 Forum Üyesi
  • 1,466 Özel Forum Üyesi
  • 29 Kıdemli Akvarist
  • 1,941 Dün Giriş Yapan Üye

Şu ana kadar en fazla 1365 kişi 27.03.2012 23:21 tarih ve saatinde çevrim içi oldu.